BİLİM

OKURLARIN DiKKATiNE:  SAYFAMIZ BLOGG SİSTEM TEKNİĞİYLE SINIRLI  OLDUĞUNDAN,  AYRI AYRI BİLİMSEL HABER VE YAZILAR   ALT ALTA DiZiLEREK SUNULMUŞTU.

::::::::::::::::::::::::::::::::::::……….:::::::::::::::::

Güneş’te devasa patlama: 700 bin km’lik alevden ‘yılan’ görüntülendi

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Güneş’in yüzeyinde 6 Aralık’ta gerçekleşen devasa patlamayı görüntüledi. NASA’ya bağlı Solar Dynamics Observatory (Güneş Dinamikleri Gözlemevi)’nin yakaladığı görüntü, alevden dev bir yılana benzetiliyor. Patlama nedeniyle açığa çıkan alevin 700 bin kilometre boyunca uzandığı, bunun da Dünya ve Ay arasındaki mesafenin yaklaşık iki katı olduğu açıklandı.
 

Güneş’in güneydoğu bölümünde ‘kırbaç’ misali uzanan alev, yıldızın 5 bin 500 derece sıcaklıktaki yüzeyinden yükselen yoğun, manyetik gazlardan oluşuyor. Soğuk durumdaki plazma, sıcak ve iyonize gazlardan meydana gelen taç kısmına doğru ilerliyor ve bazen birkaç ay boyunca asılı kalan bu devasa kavisleri meydana getiriyor. Ancak bilim adamları, son patlama nedeniyle açığa çıkan alevin uzun süre asılı kalmayacağını bildirdi.

Bu patlamaların Dünya’ya doğru yolladığı iki tip elektrik yüklü parçacık dalgası nedeniyle kutuplardaki ışıklar meydana geliyor. Son patlamanın da aynı etkiye yol açıp açmayacağı bilinmiyor.

Güneş, uzun süren sessizliğinin ardından 11 yıllık döngüsünün ortalarına doğru yeniden aktif konuma geçmişti. Bundan önceki en büyük patlama 16 Kasım’da gerçekleşmiş, yaklaşık 600 bin kilometre uzunluğunda bir alev tespit edilmişti. 

 
Kay:Zaman/ Cihan-Gökhan Öztürk

::::::::::::::::::::::::::……………::::::::::::::::::::::::::::::

BİLİM DÜNYASINDA DEVRİMSEL BİR BULUŞ!

 Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) fizikçilerinin gerçekleştirdikleri bir deneyde, modern bilimin en büyük sırlarından biri olan ”anti-madde”nin elde edilmesi ve saniyenin onda biri süresince hapsedilerek gözlemlenmesinin başarıldığı açıklandı.

“Alfa” deneyinde, elde edilen 38 adet anti-hidrojen atomu, üzerinde yeterince gözlem yapılacak bir süre boyunca, yani saniyenin onda birinde, belirli bir ortamda tutularak (hapsedilerek) incelendi.
Elde edilen anti-maddenin, madde ile temas anında yok olmasından ötürü, gözlemlenmesi için, madde ile temas kuramayacağı bir ortamda yalıtılarak hapsedilmesi gerekiyordu.
Nature dergisinde yer alan makaleye göre, hidrojen atomlarının karşıtı olan anti-hidrojen atomlarını vakumlu bir ortamda üretmeyi başaran fizikçiler, bu atomları, üzerinde çalışmayı yetecek süre boyunca yalıtılmış ortamda tutmayı başardılar.

Bu anti-madde atomlar üzerinde yapılan gözlemler, evrenin ortaya çıktığı Büyük Patlama’dan sonra anti-maddeye ne olduğunun anlaşılmasını sağlayabilecek. Deneyle ilgili araştırmacılardan Jeffrey Hangst, ”hiç kimsenin henüz anlayamadığı nedenlerden dolayı doğa, anti-maddeyi dışlamış durumda” diyerek, bunun, anti-maddenin sakladığı sırları ortaya çıkarma konusunda kendileri açısından teşvik edici olduğunu belirtti.

Kay: Radikal

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::…….:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

EVREN’İN SIRLARINA BİR ADIM DAHA YAKINIZ

CERN’den, ‘bir yıl önce, deneylerde bu kadar aşama sağlayabileceğimizi hayal bile edemezdik’ açıklamasını gelirken, ‘Higgs bozonu’nun varlığının 2011’in sonuna kadar açıklığa kavuşacağı belirtildi.

CERN’in Cenevre yakınlarındaki parçacık hızlandırıcısında yapılan deneylerde, ışık hızına yakın bir hızla çarpıştırma deneylerinin bu kez kurşun iyonlarıyla yapılması, beklentilerin çok ötesinde bir başarı elde edilmesini, fizik bilimcilerin adeta bir “veri seli” elde etmesini sağladı.

Bu son çarpıştırma ile, maddenin “kuark-gluon plazma” halinin ortaya çıktığı düşünülüyor. Evrenin ortaya çıktığı Büyük Patlama’nın başlangıcının hemen sonrasında maddenin bu halde olduğu, bu aşamada atomların bile henüz oluşmadığı düşünülüyor. Güneşten bile milyonlarca kat sıcak olan bu aşamada, hızla soğumanın atom altı parçacıkları oluşturduğu varsayılıyor. Bu atom altı parçacıklar da, atomun yapı taşlarından olan proton ve nötronları oluşturuyor.

Atomu oluşturan ve maddeye kütlesini veren bu atom altı parçacıklar arasında olduğu düşünülen “Higgs bozonu” adlı parçacığın varolup olmadığı da, bu deneylerde elde edilen verilerin incelenmesi sonucunda anlaşılacak. CERN’de çalışan bir ekibin sözcülerinden Guido Tonelli, Higgs parçacığının varolup olmadığının, 2011 sonuna kadar anlaşılmış olabileceğini söyledi. Higgs parçacığının, parçacıkların birleşmesi sonucu, maddenin kütle kazanmasını sağlayan kilit önemdeki parçacık olduğu sanılıyor.

Tonelli, uzaydaki derinlik, genişlik ve yükseklik ile zamandan oluşan 4 boyuta ek olarak, çok daha fazla boyutların (paralel evrenlerin) varlığına ilişkin ipuçların da yine gelecek yıl elde edilebileceğini belirtti. Bunun için, hızlandırıcıda 2011’de yapılacak olan daha yüksek enerjili çarpışmalar, daha kolay sonuca gidilmesini sağlayabilecek.
CERN’deki bir başka ekibin sözcüsü Fabiola Gionotti de, CERN’in internet sitesindeki yazısında, “bir yıl önce, deneylerde bu kadar aşama sağlayabileceğimizi hayal bile edemezdik” dedi.

Kay: AA  Haber Ajansi Aktaran Kay: Radikal

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

10 trilyon derecede minyatür patlama  
AB’nin nükleer arastirma merkezi CERN’de evrenin sirlarini ortaya çikarmak için baslatilan deneyde küçük ölçekte ‘büyük patlama’ gerçeklestirildi.

Büyük Hidron Çarpistiricisi’na birakilan proton demetleri saniyenin milyonda biri oraninda Büyük Patlama yaratirken, bilim adamlari “Evrenin baslangicinin küçük versiyonunu gördük” dedi. Atom partikülleri isik hizina yakin hizla çarpisirken, verilerin büyük patlamadan hemen sonra evrenin içinde bulundugu hal olarak tanimlanan ‘Quark Gluon Plasma’ teorisine isik tuttugunu açiklandi. ‘Quark Gluon Plasma, saniyenin trilyonda biri kadar zamanda gerçeklesti.  Dr. David Evans, “Mini Büyük Patlama ve rekor sicakliga tanik olduk. Çarpisma hizi 0,999 isik hizi, sicaklik 10 trilyon santigrat dereceye ulasti. Bu verileri görmek inanilmazdi” dedi.

Kay: Star

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Dünyamızın İkizi Bulundu…!

Vejin Haber Yorum: Hani bir deyim var her şey çift yaratılmış… Doğrusunu isterseniz bu deyimin kendisi her yönüyle bilimsel bir analizdir özünde. İşte gene böylesi bir kurgulama, ama; bu sefer evrensel yaratılışın doğuşunda bulunan bir ikicilik kavramı, yahut daha yalın ifadesiyle dualismin felsefe alanında değil ama fizik alanında bir keşfi. Bu keşif dünyamızın ikiciliğini fizik alanında yansıtan bir keşif. Yani diyesimiz şu; mesela dünyamız Çin felsefesinde olan, Yin’i farz edelim yansıtıyorsa, bunun Yang’ını insan oğlu nihayet fizik alanında keşfetti.
İnsanlık tarihi boyunca, kibirli duruşuyla kendini evrenin efendisi sanan insan oğlu, adım adım evrende yalnız olmadığını, evrendeki yerinin okyanusta bir kum tanesi kadar küçük olduğunun realitesini, her geçen gün yine kendi buluşuyla farkına varmanın gerçekliğiyle yüzleşmektedir. İşte gene böylesi bir yüzleşmeyle, bilim çevreleri yepyeni bir buluşa imza attılar, ABD Ulusal Bilim Kurumu, Güneç sistemimizin dışında Dünyamıza benzer ama; dünyamızdan çok daha büyük, yaşam koşullarına en çok uygun olan bir gezegenin olduğunu keşfettiler. Konuyla ilgili Türk basınına yansıyan habere göre: ‘’… ABD Ulusal Bilim Kurumu, güneş sisteminin dışında keşfedilen gezegenin, yıldızına ne çok uzak ne de çok yakın olduğunu, bu nedenle yaşam koşullarının oluşması ve su için ne çok sıcak ne de çok soğuk olduğunu, bu yönüyle Dünya ile benzerlik gösterdiğini açıkladı.

Kurum, gezegenin, Dünya’nın galaktik komşusu olduğunu, çevresinde döndüğü yıldızın, Dünya’ya 193 trilyon kilometre uzaklıkta olduğunu bildirdi. Gezegenin Dünya’ya birçok yıldızdan daha yakın mesafede bulunduğu belirtildi.

Gezegenin, Dünya’nın kütlesinin üç katı büyüklükte bir kütleye sahip olduğu …’’ aktarıldı.

Haber Kay: Star

………………………………….

STEPHEN HAWKİNG’İN YENİ KURAMI

Vejin Haber Yorum: Saçmalamak sadece din adamlarına has bir olay değil, bilim yolunda

çok ‘’ilerlediğinin’’ kaprisine kapılan bilim adamlarında da saçmalamalara sık sık tanık

oluyoruz. Hele bu İngiliz fizikçi Stephen Hawking gibi çok saygın bilim adamıysa, bu değerli

bilim adamının saçmalıklarını sorgulamak, uzun bir uğraşı gerektiriyor. Biz, bu sorgulamayı

yapmak yerine son dönemde yine bizzat kendisinin geliştirdiği, sorgulaması gereken bir

çalışmasının haberini basına yansıdığı gibi okurlarımıza aktarmaktayız:

İngiliz fizikçi Stephen Hawking, “Modern fizik evrenin oluşumunda Tanrı’ya yer bırakmamıştır” dedi.

İngiltere’nin en tanınmış bilim insanı Hawking, “Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır” dedi.

İngiliz Times gazetesinin eki Eureka dergisi Hawking’in yayınlanmak üzere olan son kitabından alıntılar yaptı. Kitapta “Evrenin bir yaratıcıya ihtiyacı var mı?” sorusunu soran Hawking “Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten yaratabilir ve yaratacaktır” dedi. Kitap Sör Isaac Newton’ın teorisinin yapı sökümünü hedefliyor.

Hawking’in bu kitabı daha önceki çalışmalarındaki dinle ilgili görüşlerinden çok farklı. Hawking Zamanın Kısa Tarihi’nde Tanrı’nın bilimin evrene yaklaşımıyla uyumsuz bir fikir olmadığını yazmıştı. 1988 tarihli çoksatan kitabında Hawking, “Eğer tam bir teori kurabilirsek bu insan mantığının zaferi olur, böylece Tanrı’nın aklını da anlayabiliriz” demişti.

Hawking’in kitabı The Grand Design, İngiltere’de 9 Eylül’de raflarla buluşacak. Kitabın çıkışından bir hafta sonra Papa İngiltere’ye gidecek.

02/09/2010 11:43

Haber Kay: Radikal

————————————————

MAYALAR 2012 DEMİŞTİ NASA 2013 DEDİ…

Vejin Haber Yorum: DÜNYAYI FETHETMEK İÇİN TARİH SAHNESİNE ÇIKTIĞINI SANAN ZAVALLI İNSAN OĞLU OLMADIK ÇILGINLIKLARA YELTENEREK KENDİSİNİ SADECE ORGANİZMANIN DEĞİL, DOĞANINDA EFENDİSİ SANARAK AYMAZ BİR TUTUMUN İÇİNE İTTİ, LÜKSÜN KENDİNE SAĞLADIĞI AYMAZ GURURUYLA, HER SINIRI ZORLAYIP ÇILGINLIĞINI SERGİLEDİ, ONUNLADA YETİNMEDİ, DAHA ÇOK ÇILGINLIKLARA YÖNELEREK, AKLI SIRA GÖRKEMLİ BİR TARİH YAZDIĞINI SANDI, KENDİNİ HER YÖNÜYLE YARALADI, ÖYLEKİ; GÖRKEMLİ BİR DÜNYA YARATMA ADI ALTINDA, İNSAN OLMANIN MİSYONUNU BİLE UNUTTU, KENDİ KUŞAĞINA YAŞAMIN GARANTİSİNİ VERME YERİNE, YAŞADIĞI DOĞAYI ZEHİR ZEMBEREK ETTİ, VE ARTIK DOĞA DAYANAMADI VE ŞÖYLE BİR BUYRUK VERDİ:

”SONLULUK KRALLARI AYAĞA KALKIN”

Alman Bild gazetesinde yayınlanan bir haberi Türk basın ajanslarına aktaran milliyet, NASA’nın Dünya’yı gerçekleşecek Güneş fırtınasına karşı uyardığını ve tarihini de verdiğini aktardı.

”GPS devre dışı kalacak, cep telefonları, TV’ler ve radyolar çalışmayacak, enerji kesintileri yaşanacak ve dünya genelinde tedarik zincirleri çökecek. Kredi kartları, ATM’ler işe yaramayacak. Hiçbir şey çalışmayacak, sessizlik, karanlık ve kaos hakim olacak.

Bunlar bilimkurgu filmine ait kabus senaryosuna benziyor. Ancak bu senaryo bir filme ait değil. Alman Bild gazetesinde yayınlanan habere göre, NASA’nın yeni uyarı raporuna göre dev bir güneş fırtınasının potansiyel sonuçları. Güneş’in çok sıcak iç kesiminde harekete geçen plazma dış katmandaki manyetik alanlarda sürekli bir değişime yol açacak. Bu da güneş fırtınaları olarak bilinen, radyasyon yayan ve uzaya yüklü partiküller saçan şiddetli patlamalara yol açacak. Bunun sonucunda uzay istasyonları ve uydular ciddi anlamda etkilenecek.

Güneş’te devasa bir patlama 1-2 Eylül 1859’da devasa bir fırtınaya yol açmış, bu fırtına Dünya’yı da büyük ölçüde etkilemişti. Birkaç saat içinde hem ABD’de hem da Avrupa’da telgraflar çalışmamış, sayısız yangın çıkmıştı. Kuzey Kutbu yakınlarında Güneş’le bağlantılı bir olay olarak doğal fenomen olarak görülen Kuzey Işıkları Roma, Havana, Hawaii gibi güney bölgelerde bile görülmüştü. Bir sonraki solar faaliyetin 2013’te başlayacağı belirtiliyor.

NASA’nın Heliofizik Bölümü’nün başkanı Richard Fischer, “Güneş derin bir uykudan uyanıyor ve birkaç yıl içinde daha fazla solar aktivite bekliyoruz. Aynı zamanda bizim teknolojik çevremiz güneş fırtınalarına karşı benzersiz bir hassasiyet geliştirdi. Bu iki sorunun kesişimini tartışmak üzere toplanıyoruz” diyor.

Tartışma Washington’da uzmanların bir araya geldiği dünkü toplantıda gerçekleştirildi. İki yıl önce Ulusal Bilimler Akademisi, problemi ‘Şiddetli Uzay Hava Olayları – Toplumsal ve Ekonomik Etkileri’ başlığı altında bir raporda sorunu ortaya koymuştu. Modern toplumun teknolojiye olan ağır bağımlılığı raporun düğüm noktasını oluşturuyordu.

Büyük bir güneş fırtınasının günlük hayatta elimiz kolumuz haline gelen sistemleri etkileyeceği belirtiliyor. Hava ulaşımı, GPS navigasyonu, finans hizmetleri ve acil telsiz iletişimleri yoğun solar faaliyet durumunda çökebilecek.

Büyük bir Güneş fırtınası Ağustos 2005’te ABD’nin güneydoğusunu vuran ve 1800 kişinin öldüğü Katrina Kasırgası’ndan 20 kat daha fazla zarar yol açabilir. Fırtınanın geldiğinin bilinmesi halinde fazla zarardan kaçınılabilir.

Uydular ‘güvenli modda’ tutulabilir ve transformatörlerin bağlantıları kesilebilir ve aletler zararlı elektrik akımı artışından korunabilir. Fırtınanın gelişinin önceden tahminin ise uzaydaki hava ulaylarının takibinin daha da gelişmesi halinde gerçekleşebileceği belirtiliyor. ”

Kay Akt: Radikal ve Milliyet

……………………………….

EVRENiN CiLVESiNE BAKIN

Vejin Haber Servisi: Bilim çevrelerince Kızıl gezegen olarak sanısı yürütülen Mars meğer bir zamanlar o da dünyamız benzeri bir maviye sahipmiş.

Bilim dünyasında yapılan yeni araştırmalar, Mars hakkındaki eski kanıların geçersizliğine işaret ettiğini gösteriyor. Elde edilen yeni bilimsel araştırmalara göre; Mars’ın 3 buçuk milyar yıl önce denizlerle kaplı bir gezegen olduğunu ortaya koydu.

Daily Mail’de yer alan Türk basında aktarılan habere göre; 3 buçuk milyar yıl öncesinde Mars’ın yüzeyinin yüzde 36’sı suyla kaplı olduğu ve gezegende 124 milyon kilometreküp su bulunduğu yer aldı.

ABD’nin Boulder kentindeki Colorado Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, Atlas Okyanusu boyutlarındaki devasa bir denizin Mars’ın kuzey kutbu boyunca uzanırken, iki bilim insanının araştırması gezegende 52 deltanın olduğunu ortaya çıkardı.

Bilim insanları, bu su kütlesinin nasıl ortadan kaybolduğuna dair net bir fikirleri olmadığını söylerken, 3 buçuk milyar yıl önce gezegenin Dünya’daki gibi bir atmosfere sahip olduğunu , mevsimlerin yaşandığını belirtti.

Haber Kay: radikal.com.tr

………………………………………………………….

İNSAN İÇİN DEVLET YÖNETİMİNİ KEŞFEDEMEYEN TÜRKİYE, ARAŞTIRMACILARIYLA 7. NÖTRON YILDIZINI KEŞFETTİLER….

Vejin Haber Servisi: Türk araştırmacılar, uzayda bugüne kadar varlığı bilinmeyen dünya’dan 40 bin ışık yılı uzakta, patlama özelliğine ve yüksek manyetik enerjiye sahip ”7. nötron yıldızını” keşfetti.

Türkiye, bu keşifle, evrenin gelişim sırlarının çözümü için uzayı gözlemleyen pek çok ülkenin bilim gündeminde yeni heyecan yarattı.

Türk araştırmacılar, keşfin ardından pek çok araştırma merkezinden astrofizikte ortak araştırmalar yapma teklifi aldı.

Keşif, önümüzdeki ay, ”The Astrophysical Journal” dergisinde yayımlanarak literatürdeki yerini alacak.

AA muhabirine açıklama yapan Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Ersin Göğüş, dünya, Güneş ve Ay’ın yer aldığı Samanyolu Galaksisi’nde yüz milyarı aşkın yıldızın, 2 bin dolayında da nötron yıldızının bulunduğunu ifade etti.

-NÖTRON YILDIZLARI-

Göğüş, maddenin en yoğun halde bulunduğu yapılar olan nötron yıldızlarının çok kuvvetli manyetik alanlara sahip olduğunu belirtti.

Bu yıldızlardan manyetik alanları en düşük olanların bile çekim gücünün güneşten 10 bin kat daha fazla olduğunu kaydeden Göğüş, ”Evrendeki en kuvvetli mıknatıslar olan nötron yıldızlarındaki patlamalar, saniyenin onda biri kadar sürüyor. Bu kadar kısa sürede, güneşin neredeyse bir yılda yaydığına eşit miktarda eşit enerji yayıyor” dedi.

Astrofizikçilerin şimdiye kadar 6 tane çok kuvvetli manyetik alana sahip ve yüksek patlama özelliği gösteren nötron yıldızını keşfettiğini dile getiren Göğüş, bu yıldızların ilk üç tanesinin 1979′dan beri bilindiğini, dördüncüsünün 1998′de, beşincisinin 2008′de, altıncısının 2009′da bulunduğunu söyledi.

-TÜRK ARAŞTIRMACILARDAN 7. NÖTRON YILDIZI KEŞFİ-

Doç. Dr. Gögüş, liderliğini yürüttüğü ve aralarında aynı üniversitenin öğretim üyesi Dr. Yuki Kaneko’nun yer aldığı ekibin yeni bir nötron yıldızı keşfettiğini bildirdi. Göğüş, bu nötron yıldızının bugüne kadar keşfi yapılan 7. nötron yıldızı olduğunu söyledi.

Yeni nötron yıldızının saniyenin onda biri süresinde gerçekleşen patlama nedeniyle fark edildiğine işaret eden Göğüş, keşfe ilişkin şu bilgileri verdi:

”Ekibimiz, ilk olarak NASA’nın Swift uydu teleskobu ile patlamayı keşfetti. Yine, NASA’nın Chandra ve RXTE uydu teleskopları ile takip ederek yeni keşfettikleri nötron yıldızının genel özelliklerini ortaya çıkardı.

Keşfettiğimiz 7. nötron yıldızının manyetik alanı, güneşin manyetik alanının 18 milyar katına eşit. Saniyenin onda birinden de kısa süredeki patlamada yaydığı enerji güneşin 1 saniyede yaydığı enerjiden on milyon kat daha fazla.”

-”EKSENİ ETRAFINDA 7,5 SANİYEDE BİR DÖNÜYOR”-

Bilinen nötron yıldızlarının sayılarının çok az olması nedeniyle bilim dünyası tarafından dikkatle incelendiğini dile getiren Göğüş, ”Bu yıldızlar, maddenin çok yüksek manyetik alanlardaki davranışını anlamamız için adeta bir laboratuvar görevi görüyor. Yani biz direkt olarak bu manyetik etkileri dünyaya getiremiyoruz ama yıldızları takip ederek maddenin çok yüksek manyetik ortamlardaki hareketlerini inceleyebiliyoruz” diye konuştu.

7. nötron yıldızının keşfinin ilk defa Türk araştırmacıların önderliğinde yapılmasının önemine işaret eden Göğüş, şunları kaydetti:

”Keşifte bizi en gururlandıran konu, Türkiye’deki bilimsel ve teknolojik birikimin belli bir düzeye erişmesini görmek oldu. İyi bir ekibin Türkiye’de önemli bir keşfe imza atması bilimin ülkemizde geldiği noktayı da gösteriyor.

Yıldızın keşfinin yapıldığını duyan bilim çevreleri, ekibimizle irtibata geçerek ortak çalışmak istediklerini dile getirdi. Ekibimiz, aralarında İtalya, ABD, İspanya, İngiltere ve Hollanda’dan da astrofizikçilerin de yer aldığı 23 kişiden oluşuyor.”

7. nötron yıldızının keşfi ile ilgili hazırladıkları makalenin astrofizik alanında dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden biri olan ”The Astrophysical Journal” adlı yayına kabul edildiğini bildiren Gögüş, derginin gelecek ayki sayısında basılmasının ardından keşiflerinin uluslararası literatürdeki yerini alacağını belirtti.

Dünya’ya uzaklığı 40 bin ışık yılı mesafede olan 7. nötron yıldızının adının, ”SGR J1833 – 0832” olduğunu bildiren Göğüş, yıldızın çok hızlı bir dönme periyodunun bulunduğunu, ekseni etrafında 7,5 saniyede bir döndüğünü belirterek, yıldızın bu özellikleriyle diğer nötron yıldızları arasında farklı bir yeri olduğunu da sözlerine ekledi.

Haber Kay: AA Aktarma Kay: Zaman

………………………………………

İKİ MİLYON YILLIK BALIK FOSİLİ BULUNDU

Bulgaristan’da Cengiz firmasının yaptığı Lüliyn otoyol inşaatı sırasında 2 milyon yıllık olduğu tahmin edilen bir balık fosili bulundu.

Başkent Sofya’yı 30 kilometre mesafedeki Pernik kentine bağlayacak otoyolun Pernik’e yakın Tzırkva köyü bölgesinde 10 metre derinlikte bulunan balık fosilinin 58 santimetre uzunluğunda olduğu bildirildi.

Fosilin bulunduğu yeri ziyaret eden Pernik Bölge Tarih Müzesi Müdürü Vasilka Paunova, dozerin kepçesinin balık fosilinin sadece ucunu zedelediğini belirterek, “Müzemize zenginlik katacak bu eşsiz eserin muhafazası için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.

Fosilin bulunduğu bölge koruma altına alınırken, otoyol inşaatının buradaki çalışmalarına geçici bir süre ara verildi. Yetkililer gerekli araştırmanın yapılmasının ardından inşaat çalışmalarına yeniden izin verileceğini açıkladı.

HABER KAY: PNA

……………………..

İNSAN İÇİN DEVLET YÖNETİMİNİ KEŞFEDEMEYEN TÜRKİYE, ARAŞTIRMACILARIYLA 7. NÖTRON YILDIZINI KEŞFETTİLER….

Türk araştırmacılar, uzayda bugüne kadar varlığı bilinmeyen dünya’dan 40 bin ışık yılı uzakta, patlama özelliğine ve yüksek manyetik enerjiye sahip ”7. nötron yıldızını” keşfetti.

Türkiye, bu keşifle, evrenin gelişim sırlarının çözümü için uzayı gözlemleyen pek çok ülkenin bilim gündeminde yeni heyecan yarattı.

Türk araştırmacılar, keşfin ardından pek çok araştırma merkezinden astrofizikte ortak araştırmalar yapma teklifi aldı.

Keşif, önümüzdeki ay, ”The Astrophysical Journal” dergisinde yayımlanarak literatürdeki yerini alacak.

AA muhabirine açıklama yapan Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Ersin Göğüş, dünya, Güneş ve Ay’ın yer aldığı Samanyolu Galaksisi’nde yüz milyarı aşkın yıldızın, 2 bin dolayında da nötron yıldızının bulunduğunu ifade etti.

-NÖTRON YILDIZLARI-

Göğüş, maddenin en yoğun halde bulunduğu yapılar olan nötron yıldızlarının çok kuvvetli manyetik alanlara sahip olduğunu belirtti.

Bu yıldızlardan manyetik alanları en düşük olanların bile çekim gücünün güneşten 10 bin kat daha fazla olduğunu kaydeden Göğüş, ”Evrendeki en kuvvetli mıknatıslar olan nötron yıldızlarındaki patlamalar, saniyenin onda biri kadar sürüyor. Bu kadar kısa sürede, güneşin neredeyse bir yılda yaydığına eşit miktarda eşit enerji yayıyor” dedi.

Astrofizikçilerin şimdiye kadar 6 tane çok kuvvetli manyetik alana sahip ve yüksek patlama özelliği gösteren nötron yıldızını keşfettiğini dile getiren Göğüş, bu yıldızların ilk üç tanesinin 1979’dan beri bilindiğini, dördüncüsünün 1998’de, beşincisinin 2008’de, altıncısının 2009’da bulunduğunu söyledi.

-TÜRK ARAŞTIRMACILARDAN 7. NÖTRON YILDIZI KEŞFİ-

Doç. Dr. Gögüş, liderliğini yürüttüğü ve aralarında aynı üniversitenin öğretim üyesi Dr. Yuki Kaneko’nun yer aldığı ekibin yeni bir nötron yıldızı keşfettiğini bildirdi. Göğüş, bu nötron yıldızının bugüne kadar keşfi yapılan 7. nötron yıldızı olduğunu söyledi.

Yeni nötron yıldızının saniyenin onda biri süresinde gerçekleşen patlama nedeniyle fark edildiğine işaret eden Göğüş, keşfe ilişkin şu bilgileri verdi:

”Ekibimiz, ilk olarak NASA’nın Swift uydu teleskobu ile patlamayı keşfetti. Yine, NASA’nın Chandra ve RXTE uydu teleskopları ile takip ederek yeni keşfettikleri nötron yıldızının genel özelliklerini ortaya çıkardı.

Keşfettiğimiz 7. nötron yıldızının manyetik alanı, güneşin manyetik alanının 18 milyar katına eşit. Saniyenin onda birinden de kısa süredeki patlamada yaydığı enerji güneşin 1 saniyede yaydığı enerjiden on milyon kat daha fazla.”

-”EKSENİ ETRAFINDA 7,5 SANİYEDE BİR DÖNÜYOR”-

Bilinen nötron yıldızlarının sayılarının çok az olması nedeniyle bilim dünyası tarafından dikkatle incelendiğini dile getiren Göğüş, ”Bu yıldızlar, maddenin çok yüksek manyetik alanlardaki davranışını anlamamız için adeta bir laboratuvar görevi görüyor. Yani biz direkt olarak bu manyetik etkileri dünyaya getiremiyoruz ama yıldızları takip ederek maddenin çok yüksek manyetik ortamlardaki hareketlerini inceleyebiliyoruz” diye konuştu.

7. nötron yıldızının keşfinin ilk defa Türk araştırmacıların önderliğinde yapılmasının önemine işaret eden Göğüş, şunları kaydetti:

”Keşifte bizi en gururlandıran konu, Türkiye’deki bilimsel ve teknolojik birikimin belli bir düzeye erişmesini görmek oldu. İyi bir ekibin Türkiye’de önemli bir keşfe imza atması bilimin ülkemizde geldiği noktayı da gösteriyor.

Yıldızın keşfinin yapıldığını duyan bilim çevreleri, ekibimizle irtibata geçerek ortak çalışmak istediklerini dile getirdi. Ekibimiz, aralarında İtalya, ABD, İspanya, İngiltere ve Hollanda’dan da astrofizikçilerin de yer aldığı 23 kişiden oluşuyor.”

7. nötron yıldızının keşfi ile ilgili hazırladıkları makalenin astrofizik alanında dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden biri olan ”The Astrophysical Journal” adlı yayına kabul edildiğini bildiren Gögüş, derginin gelecek ayki sayısında basılmasının ardından keşiflerinin uluslararası literatürdeki yerini alacağını belirtti.

Dünya’ya uzaklığı 40 bin ışık yılı mesafede olan 7. nötron yıldızının adının, ”SGR J1833 – 0832” olduğunu bildiren Göğüş, yıldızın çok hızlı bir dönme periyodunun bulunduğunu, ekseni etrafında 7,5 saniyede bir döndüğünü belirterek, yıldızın bu özellikleriyle diğer nötron yıldızları arasında farklı bir yeri olduğunu da sözlerine ekledi.

Haber Kay: AA Aktarma Kay: Zaman

———————-

İNGİLİZ ASTROFİZİKÇİ STEPHEN HAWKİNG’İN GELECEĞE

 YOLCULUĞUN MÜMKÜN OLDUĞUNA DAİR TEORİSİ:

Zaman  makinesi nasıl yapılır?

 

* Galile’nin yanında bitivermeyi veya 100 yıl sonrasına gitmeyi ister miydiniz? Ne yazık ki, geçmişe yolculuk birçok paradoks nedeniyle gerçekleşmeyecek. Dinozor avcıları için büyük hayal kırıklığı ve tarihçiler için de ne büyük rahatlama… * Fakat geleceğe yolculuk sandığınızdan çok daha basit: Tek yapmamız gereken şey hızlanmak. Dünya’nın etrafında ışık hızının yüzde 99’u hızda dönebilen bir tren inşa edebilirsek, bu trende tek bir gün Dünya zamanında bir yıla tekabül edecek

Stephen Hawking (Arşivi)

Merhaba. Adım Stephen Hawking. Fizikçi, kozmolog ve bir çeşit hayalciyim. Hareket edemesem ve bir bilgisayar aracılığıyla konuşmak zorunda olsam da, zihnimin içinde özgürüm. Evreni keşfetme ve büyük sorular sorma özgürlüğüne sahibim. Mesela: Zamanda yolculuk mümkün mü? Geçmişe bir kapı açabilir miyiz ya da geleceğe bir kestirme yol bulabilir miyiz? Tabiatın yasalarını nihayet bizzat zamanın efendisi olmak yönünde kullanabilir miyiz?

Zamanda yolculuk vaktiyle bilimsel bir sapkınlık gibi görülüyordu. Kafayı yemiş derler korkusuyla bu konuda konuşmaktan kaçınırdım. Fakat artık o kadar temkinli değilim. Aslında Stonehenge’i inşa eden insanlara daha fazla benziyorum. Zamana taktım kafayı. Bir zaman makinem olsaydı, güzelliğinin zirvesinde Marylin Monroe’yu ziyaret ederdim ya da teleskopunu gökyüzüne çevirirken Galile’nun yanında bitiverirdim. Hatta belki, bütün kozmik hikâyemizin nasıl sona erdiğini bulmak için evrenin sonuna yolculuk yapardım.

Bunun nasıl mümkün olabileceğini anlamak için zamana fizikçilerin yaptığı gibi bakmamız lazım – yani dört boyutlu olarak. Göründüğü kadar zor değil. Her dikkatli öğrenci bütün fiziksel nesnelerin, hatta tekerlekli sandalyedeki benim bile, üç boyutlu var olduğunu bilir. Her şeyin bir genişli, bir yüksekliği ve bir de uzunluğu vardır.

Fakat başka tür bir uzunluk da var, zaman içinde bir uzunluk. Bir insan 80 yıl yaşayabilir, fakat sözgelimi Stonehenge taşları binlerce yıldır ayakta. Ve güneş sistemi milyarlarca yıl sürecek. Her şeyin uzayda olduğu kadar zamanda da bir uzunluğu var. Zamanda yolculuk, bu dört boyutun içinden yolculuk etmek demek.

Etrafımız solucan deliği dolu

Bunun ne anlama geldiğini anlamak için, her günkü gibi normal araba yolculuğu yaptığımızı tahayyül edelim. Düz bir çizgide ilerlediğinizde tek boyutta yolculuk yaparsınız. Sağa veya sola döndüğünüzde ikinci boyutu eklersiniz. Kıvrımlı bir dağ yolundan aşağı veya yukarı gittiğinizde uzunluk boyutu eklenir, yani her üç boyutta da yolculuk yapıyor olursunuz. Peki zamanda nasıl yolculuk yapabiliriz? Dördüncü boyutta ilerlemenin yolunu nasıl bulabiliriz?

Bir an için küçük bir bilimkurgu turuna çıkalım. Zamanda yolculuk filmleri genellikle devasa, enerji canavarı bir makine gösterir bize. Makine dördüncü boyut içinde bir yol, zamana doğru bir tünel yaratır. Zaman yolcusu, ki cesur ve muhtemelen çılgın bir şahıstır, bilinmeyene hazırdır, zaman tüneline girer ve bilinmeyen bir zamanda zuhur eder. Bu konsept zoraki, gerçeklik de bundan çok farklı olabilir, fakat söz konusu fikir kendi içinde o kadar da çılgınca değil.

Fizikçiler de zaman içindeki tüneller hakkında kafa yoruyor, fakat biz meseleye farklı bir açıdan yaklaşırız. Geçmişe veya geleceğe açılan kapıların tabiat yasaları dahilinde mümkün olup olamayacağını merak ederiz. Geldiğimiz noktada bizce bu mümkün. Dahası, buna bir isim bile veriyoruz: Solucan deliği. Gerçek şu ki tüm çevremiz solucan delikleriyle doludur, sadece görülmeyecek kadar küçüktürler. Solucan delikleri çok ufaktır. Uzay ve zamanın kuytularında ve çatlarında oluşurlar. Zor bir mefhum gibi geliyor olabilir size, ama sabredin.

Hiçbir şey düz veya yekpâre değildir. Herhangi bir şeye yeterince yakından bakarsanız, onun içinde delikler ve pürüzler görürsünüz. Bu temel bir fizik prensibidir ve benim için bile geçerlidir. Bir bilardo topu gibi pürüzsüz bir şeyde bile küçük gedikler, çatlaklar ve boşluklar vardır. Şimdi bunun ilk üç boyut için de geçerli olduğunu rahatlıkla gösterebiliriz.

Fakat bunun dördüncü boyut için de geçerli olduğu konusunda bana güvenin. Zaman içinde de küçük gedikler, çatlaklar ve boşluklar vardır. En küçük birimlerin, atomlardan ve moleküllerden bile küçük birimlerin altına

indiğimizde, kuantum köpüğü denilen bir yere ulaşırız. İşte solucan delikleri buradadır. Uzay ve zaman boyunca sürekli küçük tüneller veya kestirmeler şekillenir, kaybolur ve bu kuantum dünyası dahilinde yenilenir. Ve bunlar aslında iki ayrı yeri ve iki ayrı zamanı birbirine bağlar.

Ne yazık ki bu gerçek hayata ait zaman tünelleri, santimetrenin sadece milyar-trilyonda biridir. Bir insanın geçemeyeceği kadar küçüktür – fakat solucan deliği zaman makineleri kavramının vardığı yer de burası. Bazı bilimciler bir solucan deliğini yakalayıp trilyonlarca kere büyütmenin ve böylece bir insanın, hatta bir uzay gemisinin geçebileceği hale getirmenin mümkün olabileceğini düşünüyor.

Yeterince güç ve ileri teknoloji bulunabilirse, belki dev bir solucan deliğini uzayda inşa etmek bile mümkün olabilir. Bunun yapılabileceğini söylemiyorum, fakat yapılabilse hakikaten çarpıcı bir aygıt olurdu. Bir ucu burada, Dünya’ya yakın, diğer ucuysa çok uzakta, ücra bir gezegenin yakınında olabilirdi.

Geçmişteki partime gelir miydiniz?

Teorik olarak, bir zaman makinesi veya solucan deliği, bizi diğer gezegenlere götürmekten daha da fazlasını yapabilir. Eğer her iki uç aynı yerde olsaydı ve mesafe yerine zaman üzerinden ayrılsaydı, bir gemi yine Dünya’nın yakınına uçup gelebilir, fakat bu kez vardığı yer uzak geçmiş olabilirdi. Belki de dinazorlar gemiyi iniş yaparken izlerdi.

Dört boyut dahilinde düşünmenin kolay olmadığının farkındayım ve solucan delikleri zihninizde yer etmesi zor olan çetrefilli bir kavram, fakat biraz daha sabredin. Şu an, hatta gelecekte insanın zamanda yolculuk yapmasının mümkün olup olmayacağını ortaya koyabilecek basit bir deney düşünüyorum.

Basit deneyleri ve şampanyayı severim.

Gelecekten geçmişe zaman yolculuğunun mümkün olup olmadığını görmek için en sevdiğim iki şeyi birleştiriyorum.

Bir parti verdiğimi, müstakbel zaman yolcuları için bir hoşgeldin resepsiyonu verdiğimi hayal edelim. Fakat işin içinde bir oyun var. Parti olup bitene dek kimsenin bunu bilmesine izin vermiyorum. Zaman ve uzay içinde tam koordinatları veren bir davetiye hazırlamışım. Bunun kopyalarının, o veya bu biçimde, binlerce yıl boyu kalacağını umuyorum. Belki günün birinde gelecekte yaşayan biri davetiye üzerindeki bilgileri bulacak ve partime gelmek için bir solucan deliği makinesi kullanacak, böylece zaman yolculuğunun günün birinde mümkün olacağını kanıtlayacak.

Çılgın bilimci paradoksu

Bu arada zaman yolcusu misafirlerim gelmek üzere olmalı. Beş, dört, üç, iki, bir. Fakat ben bunu söylerken, kimse gelmiyor. Ne utanç verici. En azından gelecekteki bir Kainat Güzeli’nin kapıdan gireceğini umuyordum. Peki deney neden işe yaramadı? Sebeplerden biri, geçmişe zaman yolculuğuyle ilgili iyi bilinen bir sorun, paradokslar dediğimiz sorun olabilir.

Paradokslar üzerine düşünmek eğlencelidir. En ünlüsü genellikle Büyükbaba paradoksu diye anılanıdır. Şimdi elimde yeni, daha basit bir versiyon var ve ona Çılgın Bilimci paradoksu diyorum. Filmlerde bilimcilerin sık sık çılgın insanlar gibi gösterilmesini sevmiyorum, fakat bu örnekte doğru. Bu çatlak bir paradoks yaratmakta kararlı, hayatına mal olsa bile. Bir şekilde bir solucan deliği inşa ettiğini düşünün, sadece bir dakika geçmişe uzanan bir

zaman tüneli. Solucan deliğinden bakarak bilimci bir dakika önceki kendisini görebilir. Peki bilimci solucan deliğini daha önceki kendini vurmak için kullanırsa ne olur? Şimdi ölüdür. Peki tetiğe kim bastı? İşte size paradoks. Akla hiç yakın gelmiyor. Kozmologlara kâbuslar gördüren türden bir durum bu.

Bu tür bir zaman makinesi, bütün kainata hâkim olan temel bir kuralı ihlal edecektir – yani nedenlerin sonuçlardan önce gerçekleştiği ve bunun aksinin mümkün olmadığı kuralını. Ben şeylerin kendisini imkânsız kılamayacağına inanırım. Eğer kılabilselerdi, bütün kainatı kaosa sürüklenmekten hiçbir şey alıkoyamazdı. Bu yüzden bence daima paradoksu engelleyen bir şey oluyor. Bir şekilde, bilincimizin kendisini, niye asla kendi kendini vurabildiği bir durumda bulmayacağının bir nedeni olmalı. Ve bu durumda şunu üzülerek söylemeliyim ki, sorun solucan deliğinin kendisi.

Sonuçta buna benzer bir solucan deliğinin var olamayacağı kanaatindeyim. Ve bunun nedeni de geri bildirim (feedback). Eğer bir rock müzek konserine gittiyseniz, bu cırtlak sesi muhtemelen tanırsınız. Bu geri beslemedir. Bunun nedeni de basittir. Ses mikrofona girer. Kablolar üzerinden taşınır, amplifikatör tarafından daha yüksek hale getirilir ve hoparlörlerden çıkar. Fakat hoparlörlerden çıkan sesin çok fazlası mikrofona geri giderse, her defasında daha da yükselen bir spiral dahilinde tekrar tekrar döner. Eğer bunu durduran olmazsa, geri besleme ses sistemini imha edebilir.

Partiye gelemediniz, değil mi?

Aynısı, sesin yerine radyasyonu koyduğumuzda solucan deliğinde de gerçekleşecektir. Solucan deliği genişler genişlemez içine doğal radyasyon sızacak ve bir döngü söz konusu olacak. Bunun geri bildirimi, solucan deliğini yok edecek kadar güçlü olacaktır. Dolayısıyla minik solucan delikleri varolmayı sürdürse ve belki de bir gün nüfus patlamalarıyla gündeme gelseler de, zaman makinesi gibi bir getiri, yakın zamana kadar söz konusu değil. Partime zamanında gelen kimsenin olmamasının gerçek sebebi de bu olsa gerek.

Solucan delikleri aracılığıyla ya da herhangi başka bir biçimde geçmişe yolculuk muhtemelen imkânsız, zira imkân dahilinde olması paradokslara yol açacaktır. Ne yazık ki, geçmişe yolculuk hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. Dinozor avcıları için ne büyük hayal kırıklığı ve tarihçiler için ne büyük rahatlama.

Fakat hikâye henüz bitmiş değil. Bu durum bütün zaman yolculuklarını imkânsız kılmıyor. Zaman yolculuğuna inanmayı sürdürüyorum. Geleceğe doğru zaman yolculuğuna.

Zaman bir nehir gibi akıyor ve öyle görünüyor ki her birimizi zamanın şimdisiyle acımasızca sürüklüyor. Fakat zaman, başka türlü bir nehir. Geleceğe yolculuk için anahtar olabilecek yapısıyla bu nehir, farklı yerlerde farklı

hızlarda akıyor. Bu fikir ilk defa 100 yıl kadar önce Albert Einstein tarafından öne sürülmüştü. Zaman akışının yavaşladığı ve hızlandığı yerlerin varlığını fark etmişti. Kesinlikle haklıydı. Ve ispatı zihnimizde. Uzayda.

Bu ispat Küresel Konumlama Sistemi (Global Positioning System, GPS). Dünyanın çevresinde bir uydular ağı var. Bu uydular, uydu dolaşımını mümkün kılıyor. Fakat bunlar zamanın uzayda Dünya’dakinden daha hızlı aktığını gösteriyor. Her uzay aracının içinde özel bir saat var. Fakat bu kadar kesin olmakla beraber, her gün saniyenin milyarda üçü civarında aksama söz konusu. Sistem bu sürçmeyi düzeltmek zorunda, çünkü aksi halde bu ince fark bütün sisteme mal olacak ve her GPS aracının günlük 10 kilometre kadar Dünya’dan uzaklaşmasına yol açacak. Bunun sonucunda ortaya çıkacak kargaşayı tahayyül edebilirsiniz.

Karadelik doğal zaman makinesi

Bu sorun saatlerle ilgili değil. Daha hızlı işlemelerinin sebebi zamanın uzayda Dünya’dakinden daha hızlı akması. Ve bu sıradışı etkinin sebebi Dünya’nın kütlesi. Einstein Dünya’nın kütlesinin zaman üzerindeki etkisini ve nehrin ağır akan parçası gibi yavaşladığını fark etmişti. Nesne ağırlaştıkça, zaman üzerindeki etkisi de artıyor. Ve bu korkutucu gerçeklik geleceğe yolculuğun kapısını aralayan şey.

Samanyolu’nun merkezinde, bizden 26 bin ışık yılı uzakta galaksinin en ağır nesnesi bulunmakta. Bu süperağır kara delik, dört milyon güneşin çarpışıp bütün çekiminin tek bir noktada yoğunlaştığı kütlesel bir güce sahip. Kara deliğe yaklaştıkça hissedilen yerçekimi şiddeti de artıyor. Yeterince yaklaşıldığında, ışık dahi bu çekim şiddetinden kaçamaz. Bu tarz bir kara deliğin zaman üzerindeki ağırlaştırıcı etkisi galaksideki herhangi bir şeyden çok

daha dramatik bir etkiye sahip. Bu durum onu doğal bir zaman makinesine dönüştürüyor.

Herhangi bir uzay gemisinin, bu kara deliğin yörüngesinde dolaşarak bu fenomenin avantajlarından faydalanabileceğini düşünmek istiyorum. Eğer uzayla ilgili bir merci bu görevi Dünya’dan kontrol ediyor olsaydı, bir tam devrin 16 dakikaya mal olacağını gözlemleyecekti. Fakat güvertede duracak kadar cesur insanlar için, bu ağır nesneye yeterince yaklaşıldığında, zaman yavaşlayacaktır. Ve buradaki etki, Dünya’nın yerçekimsel kuvvetinden çok daha büyük olacaktır. 16 dakikalık tur için tecrübe edilen gerçek zaman 8 dakika olacaktır.

Etrafında tekrar tekrar dolaştıkça, kara deliğin uzağındaki insanlar zamanın sadece yarısını deneyimlemiş olacak. Gemi ve tayfası zamanda yolculuk ediyor olacak böylece. Kara deliği 3 ya da 5 yıl boyunca turladıklarını düşünün. Herhangi başka bir yerde 10 yıl geçmiş ve dünyadaki herkes onlardan beş yıl daha fazla yaşlanmış olacak.

Hızlı, hızlı, çok daha hızlı

Dolayısıyla kütlesel devasalıkta bir kara delik zaman makinesi gibi davranıyor. Fakat elbette ki bu tam olarak pratik sayılamaz. Solucan deliklerine nazaran, paradoks içermeyen avantajları olduğu açık. Ve dahası kendisini ani bir geri bildirimle yok etmiyor. Fakat epey tehlikeli. Hayli uzak bir mesafe ve bizi gelecekte çok uzak bir ana götürmüyor. Neyse ki zamanda yolculuğun başka bir yolu daha var. Ve bu yol, gerçek bir zaman makinesine dair en iyi ve son umudumuz.

Yapılması gereken şey, hızlı, çok hızlı yolculuk etmek. Kara deliğin içine hapsolmaktan kaçınmak için gereken hızdan bile fazla bir hızda. Bu, evrenle ilgili bir diğer garip hakikatle ilgili. Işık hızı olarak bilinen, saniyede 270 bin kilometre yol alan kozmik bir hız var. Bu hızı geçebilecek hiçbir şey yok. Bilimin en yerleşik ilkelerinden birisi bu. Buna inanın ya da inanmayın, ışık hızına yakın bir yolculuk sizi geleceğe taşıyacaktır.

Gerekçesini açıklamak için, bilimkurguya özgü bir taşıma sistemi hayal edelim. Doğruca Dünya’nın çevresinde giden, süperhızlı trene ait bir yol düşleyin. Bu sanrısal treni ışık hızına mümkün olduğunca fazla yaklaşmak ve zaman makinesinin nasıl bir şey olduğunu görmek için kullanacağız. Güvertede, geleceğe tekyönlü biletleriyle yolcular olacak. Tren gitgide hızlanıyor. Ve kısa sürede tekrar tekrar Dünya’nın etrafında dönmüş oluyoruz.

Işık hızına yaklaşmak, Dünya’yı oldukça hızlı biçimde turlamak anlamına geliyor. Saniyede 7 defa. Fakat trenin mevcut gücü ne olursa olsun, fizik kuralları ışık hızına ulaşmasına izin vermeyecek. Bunun yerine ışık hızına epey yaklaştığını söyleyelim. Bu durumda sıra dışı bir şey olacak. Zaman, güvertede Dünya’nın geri kalanına nazaran daha yavaş akmaya başlayacak, tıpkı kara deliğin civarında olduğu gibi; sadece biraz daha ağır. Trendeki her şey ağır çekimde.

Bu hız limitini korumak için böyle oluyor ve nedenini görmek çok zor değil. Trene doğru koşan bir çocuk düşünün. Onun ileriye doğru hızı trenin hızına eklenmiştir ve hız sınırı böylece kazara aşılamaz mı? Yanıt, hayır. Tabiat kanunları, trendeki zamanı yavaşlatarak bu ihtimali ortadan kaldırır. Bu çocuk sınırı aşmak için gerekli hızda koşamayacaktır. Zaman daimi olarak hız sınırını koruyacak biçimde yavaşlamaktadır. Ve yıllar sonrasına yolculuk ihtimali bu hakikatten kaynaklanıyor.

Trenin istasyonu 1 Ocak 2050’de terk ettiğini varsayalım. 2150 yılbaşı gecesinde geri dönünceye kadar 100 yıl tekrar tekrar Dünya’nın etrafında dönecek. Yolcularsa trenin içinde olmaları sebebiyle sadece bir hafta yaşamış olacak. Ve nihayet trenden indiklerinde bıraktıklarından hayli farklı bir dünya bulacaklar. Bir hafta içerisinde 100 yıl ileriye gitmiş olacaklar. Bu hızda bir tren yaratmak şüphesiz hayli imkânsız. Fakat biz, bu trene çok benzeyen bir şeyi, dünyanın en hızlı parçacığını CERN’de inşa ettik.

Yerin derinliklerindeki 28 kilometrelik tünel trilyonlarca küçük parçacığın akıntısından oluşuyor. Güç düğmesine basıldığında, saniyenin onda birinde durma noktasından saatte 100 bin kilometreye kadar hızlanıyorlar. Gücü artırdıkça parçacıklar gitgide hızlanıyor ve tünelin etrafında saniyede 11 bin defa dönmüş oluyorlar (neredeyse ışık hızı). Fakat tren gibi, nihai hıza yalnızca yaklaşıyorlar. Sınırın yüzde 99.99’unu aşabiliyorlar sadece. Ve bu olduğu zaman, onlar da zamanda yolculuğa başlamış oluyor. Bunu çok kısa süreli canlı parçacıklar olan pi-messonslar sayesinde biliyoruz. Bu canlılar normalde saniyenin 25 milyarıncı anından sonra bölünürken, tünel içinde ışık hızına yaklaştıkça 30 kat daha uzun yaşıyor.

Aşamalı olarak hızlanacak

Gerçekten bu kadar basit. Geleceğe yolculuk etmek istiyorsak yapmamız gereken sadece hızlanmak. Gerçekten hızlanmak. Ve bana öyle geliyor ki bunu ancak uzaya giderek yapabiliriz. Tarihteki en hızlı insanlı araç Apollo 10’dur. Saatte 40 bin kilometrelik hıza ulaştı. Fakat zamanda yolculuk için bunun 2 bin katı hızlanmamız gerekiyor. Ve bunun için de daha büyük bir gemiye ve hakikaten esaslı bir makineye ihtiyacımız var. Gemi, devasa yakıtı alabilecek ve ışık hızına yaklaşan ivmeye varabilecek büyüklükte olmalı. Kozmik hızdan faydalanabilmek 6 yıllık yakıtı gerektiriyor.

Başlangıç ivmelenmesi geminin büyüklüğü ve ağırlığı sebebiyle yumuşak olacak. Fakat aşamalı olarak hızlanacak ve kısa sürede devasa mesafeleri kat edecek hale gelecek. Bir hafta içerisinde dış gezegenlere ulaşmış olacak. 2 yıl sonra ışık hızının yarısına ulaşacak ve güneş sistemimizin dışına çıkmış olacak. 2 yıl sonra hızı, ışık hızının yüzde 90’ına ulaşacak. Dünya’dan 50 trilyon kilometre uzakta ve hareketinden 4 yıl sonra, gemi zamanda yolculuk etmeye başlayacak. Gemideki zamanın her dört saatinde, Dünya’da iki saat geçecek. Kara deliğin yörüngesindeki uzaygemisi örneğinde olduğu gibi.

Ve 2 yıl daha sonra, gemi azami hızına ulaşacak ve ışık hızının yüzde 99’una denk gelecek. Bu hızda, gemide tek bir gün Dünya zamanında bir yıla tekabül edecek. Gemimiz tam anlamıyla geleceğe uçuyor.

Zamanın yavaşlıyor oluşunun başka bir yararı daha var. Bu bizim teoride bir ömür boyunca sıra dışı mesafeleri katedebileceğimiz anlamına geliyor. Galaksinin bir ucuna yolculuk sadece 80 yıl sürecek. Fakat yolculuğumuzun gerçek kerameti bize kainatımızın ne kadar garip olduğunu gösteriyor olması. Zamanın değişen oranlarda ve yerlerde ilerlediği bir kainat bu. Küçük solucan deliklerinin etrafımızı sardığı bir kainat. Ve en nihayetinde, fizik bilgimizi, dördüncü boyut üzerinden hakiki zaman yolcuları olmak için kullanabileceğimiz bir kainat.

(Astrofizikçi, 3 Mayıs 2010)

Akt:Radikal Gazetesi

——————— O ————————-

ÖN BiLGi: Bu Yazı Kürtçe’nin Zazaca Versiyonuyla Yazılmış Bize Gönderilmiştir. Bizde Sayın Dr: Ali Kılıç’ın Bilim İçerikli Bu Engin Yazısını Okurlarımıza Aktarmaktayız. Biz Blogg olarak; İlk kez Kürtçe Dilinin Kırmanci Versiyonundan Ayrı Olarak Zazaca Versiyonuyla, Bilim İçerikli Bir Yazıyla karşılaştık, Bu Yazıyı Dr: Ali Kılıç’ın Kaleminden Aktarmak, Bloggumuzu Onurlandırmıştır.

Kendisine Saygılarımızı Sunarız.

Vejin

_______

TILSIME RAA SIMERI

Dr Ali KILIÇ/ Sîma kamy domonia ho de sérê bonu de nê kotte’ra, rié asmen de Raa

Sîmeri dur i duri nê niadia ? Sima ‘ra kam moté rié asmeni nê bio? Çîna’re

sîmer rié asmen’ra çart bio sio? Kam uska’ra, kei ostoré hu fist ra vê xîlî, kam

çutir uska’ra fetelio? Eve sene kervanu? Çî barkerdi vi? Qêi sîmer çart bio?

Ewru, asmenu’de satelit fételine, Raa Simeri Astaru zonağia ma de, mythologia

ma wa khane çik a? Zanisti û zonaise ewri û laé Tîlsîme Raa Sîmêrî çik o?

Ma, endi perskerime, çondh raé sîmeri este ? Name hu çik o? Ez cerr

misnon’ra sima. Tî vana ostorune Pi û Khalkune ma asmen’ra cirte kai kerda,

haqve ostoru de ardi, terki de sîmer bio, ostor khe fist xîli, galei bié ‘ra, xasu’ra

sîmer çart bio, sîo. Vatena kalkune rasta, ya ki, rast nia, aé pers nikerime,

zovina milete dina, zone yine de Raa Simeri esta; niadime Raa Simeri çutir

yena ra vatis?

Pierre Rondot vano« waxto khe Wuairé dina Cheikh Hadi sîlaié kerdo,

vato,bêro sero rié asmenî taé pêrrê ostorune jargenu risié. Cheikh Hadi amr do

toluvune hu ke, raa asmen’ra pérî çart bié, gîne waro yîne tê arékere bi arene tê

lewé,péécû, hesîo pê pelg nat doth çart bié, gîne waro nîne’ra vanê raa “Masdjet

El Kebsh», eve zovina qésé, Raa Simeri.»1 Tîlsîme Cheikh Hadi,ma’ra nijdio,

zof tôlô. Ma de veng dané wuarire dina, zanisti de Haq çin o, ekhe esto Tîj a.

 “La voie Lactée”. “La voie” ra a. Voie; Viam ‘ra yena.Viam

accusativus o, gineno wuaro; Vi maneno. Zagone Linguistik’de morfologia zoni

de V o vîre vîndeno, qaimo, nê vurino. Đ, dergo,beno oi. Dora tipia v+i= beno

voi, péécu beno Voie. Fransizu na latinu’ra gureta .Latini vane , via lactéa, raa

siti. Qesa rasté latinu ki, greku(hellenu)’ra gureta. Helleni vane γαλαξίας

Kύαλος. Na qese γαλαξίας de qese γαλα esto. Gala zone ma de sito. Seveta

renge sipi, aravu ki vane via lactis. Qesa bingi γαλαξίας ra yena, beno

Galaxie.

Ma, ho ne goyneme; vatena pi û khalkune ma ne resme cori’ra zof nijdia.

Aristoteles raa sîmeri beno keno meteor, mantiqé causa finalis’e Aristotelesi,

mantiqe khalkune ma’ra jede puça. Demokritos vano, raa sîmeri rié asmeni

renge astarune qiskekheku’ra virajia.. Fame Demokritus keno araze khe, khalike

ma bese nê kerdo khe asmen’ra kewvanu bî fetelne. Vajime khe tayra fame

Khalkune ma’ra vejia. Khalike ma têdê Mîletu ra baqîl vié. Çutîr Sîrsalekha

Bîmbareké sia nîklia hu dovê asmen ro, peiser cera ra ama? Çînare sere saré hu

bio sur ? Sîrsalekha Bîmbareké fûza mythologia ma wa çîk a?.

Manilius vano « astarei juvin’ra nijdié. Waxto sima khe eve teleskop rié

asmeni de niada, sima wu waxt famkene khe; astarei; girsenia asmen’de jede

gureto bien lingune hu; eve zovina qese jédé tza gureto. Na spéen’ra vane Raa

Simeri. Eve qesa rastié, rostia milyon u milyon astaru bena sipié Raa

sîmeri.Kessi; bese ne ekrdo vazo khe na spéeni rostia astarun a.» Bado,

Manilius vano « ez hen fam kon khe rié asmen’ra çio gîrso rostın esto. Na

rostia’ra hewri virajine; sipié rostia ra vame Raa simeri.»

Ma nîka Manilius źa verdîme, ma ve hu nîka rié asmeni de Raa Sîmeri’ra

some.Cerr bîne lîngune ma’de hardo sa, koi, birri, gemi, mergi zimeyi, çemi,

deryayi mende. Kotime’ra Raa Sîmeri ser. Fétélime. Jî Sîrsalekha Bîmbarékhé,

pérémé ra. Hardo sa de, axpini osene, fîlan kerde we, mergu’re mangei çerene.

Paiz o, genimi çinite.Dur’ra mîz esto, koi endi źa źa nê osene, źa źa osene, Raa

Sîmeri’de Xurenia Taira’ra gosune ma de veng vingeno. Mizğale’ra, hard sero

sukhi źa źa, tî vana ji hakune kergu sîkîé źa źa źart kerde este sere hardî.

Raa sîmeri hewru kena dî leteî, koé kemerinu sero vora paiji, eve bîrre

zimî juvin’re cera bié. Raa Siméri’ra koune hu keme saé. Koé cerine vorini

mendo ro kou’ne ma. Koûne Kaf-Kas-ia vinon. Koi û Kas, Koé Kaf’i sera jî

Sîrsalekhé pérémé ra.Rié Asmené berji’ra niadame.Dina cer biné péré taira dera.

Yeno’ra mî vir.Xeile waxt na’ra avê vî, ez fêkhé Deryayé Sipide nistiv

ro.Rié asmen’ra Raa Sîmeri kerdene saé.Havale mî Haydar’î mî’re telefon

kerdîv . Mî ra va “sé kena?” Mî va “rié asmenî de Raa Sîmerî kon saé”.Huya,

vake “mythologia ma ‘de na karé de girso.Téléfone ma bîria.

Ez mote rié asmen bon. Va yeno.Pélê Deryayé Sîpî gîneno lîngune mî

ser.Tî vana Derya Sipi nalen o, berveno. Vengé pêlu tê ser te bîn beno. Ez ho

ho’re perskon ; Zôné Deryaé Sipi esto çino ? Ekhe esto, na zon de famê Raa

Sîmer çik a ? Zoné Derya Sipi venge pelu, vai’ra vejino, yaki vai’ra pêl vejino ?

Qese merden û wesia. Waxt de Vai bî, haqê vau bî, na waxt vau’ra Dakîla mî

vaténe “Pîré”.Se vî? Çîk bi vaé Pîré dîna kerdena’ra hu ver?

Bîne rostia asme de mote Derya é Sipi bon. Derya heto ju’ra

hiêrsino.Xureno. Dotth bîne rosti Derya jî sinia semene bereqîna. Nat kéfé pêli

źart beno, yeno gîneno qûmi ser. Rostia asme de pêlu pe juvin gureto,tî vana

juvin de dane pêro, jî perodaise hermetune khe pore juvin gureto kass kene, nî

pêli kote ‘ra vai ver gîr bene yene. Tîm rost, bîne pîneliga hewrû de bivi mî z û

duman. Pîlûne ma vativ « ğezeve yi ğezna yî de bî mano »

Seveta doskerdena Raa Sîmeri, ez wuazon hu véré na pêlê Derya é sipi

erji, linga mî dirvetina, ez bese nê kon. Hardo qumîn, rostia asme, ua Derya é

Sipi, pêle vere vai, fam kerdena mî juvin’ra qend û bend bié. Çîna re Raa Sîmeri

kame saé ? Dina çika ? Ué çik a ?Dina ué ‘ra , ué dina’ra, pêl vai ‘ra va khe pêl

‘a vejio, Raa Simeri kotth’ra vejia?

Thales yeno’ra çimune mî ver. « Her çi ua, herçi ue ra vejino ; dodima

her çi, çarnino’ra sono ben ue. Çutîri ? Ma Raa Sîmeri se bena ? Ué gîreneme,

ué gîrena, puxur dana sona bena vînd, ué ua, ué ué nia. Persé Matéria û antimatéria

u. Persé çemi o Hérakleitos avê, sanîka ma wa Koré Moré lewuié dina

pers bio. Dizd çem sera sî bover, ya ki nê si? Çem vano, ya ya; dîzd mî sera ame

sî bower, almoste yî tîrtî dest yî de vî, ez hu çem ni o, ua yî çemî verdé’ra sîé,

ez jovina çem ûne.Her çi vureno,herçi lewino, dina de qaim çino.Ma zoneme

khe, Raa Simeri Mythologia Hellenika de eve vatena Heraklesi yena ra zon.

Vatena Heraklesi çixas rasta û zura ? Jedé nê zoneme. Qesa Mythologika.

Herakles Domon vio. Domononénia ho de sio źîzîke Hera lito.Sio

hewn’ra. Yî źizike Hera gos kerdo. Lété asmeno jede bio sît. Baxçe Hera de soé

zernen bié. Ladon amo soé Héra tirté. Héraklesi des û dî źînawuri kîsté. Vatena

bîne Phaéton, pié hu Herlios’ra taug wasto, waxto kai keno adîr verdena ro hard

ser, Zeus qarino, Cynos brayé Faétopn cereno Zeus ver, Cynos keno sındoré

Raa Sîmeri de Ji sîrsaleke źa bijero. Cynos lazé Poséidon io.

Cynos, Perodais e Troia de desté Archil’ra yeno kistene; cokaro heze

sirsaleku hurendia Cynosî gureta. Raa sîmeri nîja ama dina . Filozofia antika de

Protagoras2 vativ « mordem pêmtise her çio,her çi; çié khe este , çié khe çine ».

Astronomie, karzanistaé asmen io. Astare ji bimbareki(rost, tij) rié asmen’ra

bereqine. Tîj sero zof qesu perskem. Tîja Sûra Khîlé. Adîro jargen. Mîlete ma

seveta Tîj çînare honde berveno? Zone ma ‘de Tîj Teisbas’ra yena? Teisbas

namê Khaliké çorine Darius io, Medo, Qizilbas, deforme Teisbas. Teisbas

doktrine persu ni, yî Méduno. Jules Oppert, Teisbas beno keno cuhud. Newesia

de xîravîna cuhudu ta esta. Na rînd ana’ra dust. Qesa rasté a wa khe, Teisbas

estena dina’ra vaé o. Yï persu nia.3

Taye vane Raa Sîmeri 210 000 seré na’ra avê , hiris astare ra ama dina.

Hire forme Raa Sîmeri este ji resme ceri a.

Raa simeri ji forme cerri a. Çûtîr rîndek néqêsia. Çond milliari asteri este?

Raa Simeri ji resmune corri de gegane bena hewro de qilerin. Nu qiller çik o?

Karzanista CERN de na qesa sero sene téori ardo werté? Lona saé atmosfer’de

çutir karzanista juvin’ra giredana?

Ma cerr, hete çep ser cao qilerin vineme, na qiler’ra vane « hewr » ma vajime

toze simer. Toze simeri eve rosta bimbareki(tij) absorbe beno eve rostia astaru,

ti vana duyo qulawun’ra vejino ? Ma rié asmeni de na qilawun kam simeno?

Rié asmen’rakam tutu rameno? Kam sîmeno?Ma astaro pazewer vineme. Nê nê

vo khe astaro pasewer qîlawun bî simo? Raa Simeri fame duye kilawune Astare

Pazeweri a? Resme Jerry Lodriguss naé çutir dano fame kerdene?4

Ma bérime karé CERN ser. Sisteme Tij, eve milyarê astaru amo dina.

Qesa khe ma perskerime na astaru’ra systeme bimbareki(Tij, Roj) çutur amo

dina ? çutir bio, jejio ? Waxto khe wuazeme zere Galaxi de niadime, hewro

rostine Raa Simeri mezel niadano khe ma sîr û tilsime na Raa Simeri pia fam

bikerime.Coka’ro ma wazeme, sirr û tilsime Raa Simeri doskerime, saé bî

kerime.

Béguman ma’ra avê zonağune dina na qese pers kerdo, eve qesa raste, sîr

û tîlsime Raa Sîmeri dos nê kerda. Serra 1940 de Walter Baade na qesi sera

guréa.5 Eve milione astaréi durra Raa Simeri misnene ma.

Bohdan Paczynski6, mote millione astaru bio wasto khe rostdaéne astaru

kontrol bîkero. Bohdan qayitbiana Baade hore keno qilauz, qese anora vatena

khe zerdike galaxi nijdié Tij, Roj. Na herema zere galaxi de tirkeman , çewt

giredaia vurnaise matériali mîsneno’ra źı. Hewre molekulere khe ji qiler yene

vinitene , çarnene’ra juvin bene jovina astaru, eve millionê serru’ra tipia werte

astaru’de bene elemane gîrani girdapte têser û tê bîn bene nijdiye hidrojeno

ionisé û atomik, cokaro rosta hu bia zerk, hewr źı’ra beno durr, yine cera beno,

beno ji denge de tari, heve toji, kuno virénia rosti. Lesa na hevune toxumi μm

a. Ni hewri jede komplexe.Leçege toji nijdié astaré khe bereqine, qisme rosti

é.Renge benokhewe, môi û sur.No hewro komplex , leçega astaru qiskeki 500

million sere ‘ta tipia źı’ra amé dina .7

Kaméra CFH12K khe Fransa de sevata teleskopé Canada Hawaï (CFHT)

vîrastî vi, vurnais û lewuié û osnaié Asm û Roj sero tatbîqat kerd. Karzanistu

wast arazê bîkerene khe Raa Sîmeri çond seri de ra. Heto ju’ra araze kene khe

kokimia Raa Simeri 500 million serê de ra. Mekanizme yi werte serdinia astaru

dero. Dorme xorinia hewru esta. Waxto khe hewrî sanene juvin, bené létei, ione

serd û germin, materia serdîne anê dina, yî werte asatru’ra feteline. Waxto hewr

bî; gîrania hu 2 milliards materia tîj’ra vêrd’ra, hewr beno hewro

molekuler.Rasté 90% hidrojen beno. Hidrojen vau çart keno.

Dendike(particules) atom beno zar, germinia hu hata 80 K gîne wa ro.. Hewre

serdin ağmé bene, bene Gaz. Her hiris sere de rée béné vîla, elektrone azad,

hewrune gazu provoke kene. Nêqêve astaru’de tê zere kotena elektronu, Raa

Sîmerî ča ve ča Raa Sîmeri ano dina. Eve vatena Mr Chize,«çîme(orijin)

mekanizme nî araze nié»8

Béguman, Galaxi de čaé, mekâné hidrojeno khe bio vîla, molekulere

girse complexi, dorme cene, forme hidrojeni, beno atomik û molekuler. Hewre

molekulere giranî, astaru vîrazene.

Na bereqâisé rosta X de, Raa Sîmeri, astarune neutron û loné saî eve millionu

germinié de girine, merkeze Galaxi de(26000 hozor sera rost) zere jî qîlere sipi

osene.Resme ceri tîlsîme Raa Sîmerî anao’ra zon. Rosta astaru eve germinia hu

araze

bena. Astaro Sur û Khewe serdinia yîne ağme kena. Sera 2003 de Kongra

American Astronomical Society araze kerd khe dormé Raa Sîmerî de strukture

de nê zonai est o. Ekibe doskerdoğu9 vake na structur 10 milliar sera avê peida

bio. Qeso khe yeno ‘ra dust, no doskerdis çi ano’ra zon? Sene raa newe

mîsneno’ra zanistié Astrofizik û astrofizik nukleer et tîlsîme maddéo û lonune

sau çûtîr yeno doskerdis?

Her çi’ra avê, Jay Lockman10 doskerd khe bî namê “Complex H” zere

Raa Sîmerî de deformé bio, lewuié Tij ( hewz) hidrojene atmosferi( renge

khewé)

Juvin’ra ağme bio. Lockman vano« taé astronomu hen fam kerd khe Complex

H cirané de Raa Sîmeri o, beno khe cî’ra bio duri. Fétélaise galaxî nê oseno.

Hewre ca vurnene atome hidrojene bêhet(neutre) barbié. Genane, yî Raa

Simeri’ra xeile durié »

Verva, ne zonaié û nê doskerdia sîr û tîlsîmé Raa Sîmerî sero, vatena ma,

vatena zonağu çîk a ? Cûtîr zananis ma beno doskerdaia sîrré asm û rojio khe

ma hona nê zoneme. Zonaîsê kemi o, lêté o, zananis ma yak i, zananiszania

astaru çûtîr bî hata nîka na sîr û Tilsîme kosmosi ne vinit,nas nê kerd, raa aqlê

mordmenia sindore zananis’ra dotth ne sié?

CERN, kollisionero hadrono girs’re waxt da. Akselatore dendike atomi, newde

kosmos ‘de sîrré lona saé(trou noir ) doskena, ek he bese nê kerd, na penia

dina wa.

Juvinragredain (Interconnexions) hété péé LHC(Large Hodron Collider) î

Roza 22 06 2007, Genevre de, Serdaré CERN 11 Rober Aymar arazé kerd khe

seveta serdînbiana sektorune makinu. Proja peîser esta. Sefe proja LHC12 Lyn

Evans va« karzanista ma hata pée séré gereke bî qêdiéne, kotime hérei»

Usari khe amê CERN proja ceno deste hu. Eve vatena Lys Evans, «

despêkerdene, ho ‘ra bêçîka hu, sere gozage ro nianena », Sedarê Konseyê

CERN Robert Aymar vano«no qêrar seveta mestéa Fizika atomika dentik ‘re»

zof karé de gîrso.

Çîkê, enerjié rostû hotay sera re ve hata nîka tercume bio, astronomi vane

khe zofia matréia asmenî hard’ra zof gîrsa. Her sanié de des milliar rée rostê

kosmik kune têwerté. Matéria tayê astaru Tij’ra jede hira wa, jedé gîrsa.Beno

khe, vîlabiane penia wesîa a wa. Asmen de loné sai jedé gîrané.

Eve raporé cerené « sera 2003 ra nat gruba karzanista seveknai (Safety

Study Group) a LHC (Large Hadron Collider) têwertekerdene vîla biana

akselatorî de xof û ters çin o. No rapor analiza khe ma sera 2003 de da, evê

rosta yî raporî ma qerare hu dame.LHC laboratoire de vîrajio. Bîne kontrole

tewertekerdena enerjio khe hewunde yî vîrajio. No enerji, enerjié rostûne

kosmik’ra senîko, atmosfere dinadé no enetji çond milliar sera bombardîman

keno. Ma reina amera zon khe ma têwerte kotena rostûne kosmikî sero

gureaime eve harde dina û Tij û astarûne neutron, naine sipi de enerjio khe esto

enerjié LHC de jédé jéde girso.Nêvurnaisê(stabilité) ewkune astronomiki anare

zon khe têwertekerdene de xof û ters çin o.»(11)

Organisationa dina wa seveta saékerdena dekdike atomika fizik .Merkeza hu Cenevre’de ra. Dewlete endameti,

America,Alamania, Avusturia,Italia,Holanda, Belgia, Bulgaria, Portugal, Slovakia; çekia, Ingilizistan, Polonia,Suweda,

Swiçra, Hindistan, Israil, Japonia, Federasyone Rusia Tirkia, Komisione UNESCO oisaikar o.

12

Nu kar, kare de zanista, zonais û doskerdais o. Mordeme zonais û zanistî têdê

zû qerar nê cené. Vajime eve vatena rapore Review of Speculative \Disaster

Scenarios” at RHIC13 28-09-1999 de na qêsê hire kategori de analiza hu kerde.

« A. Formation of a black hole or gravitational singularity that accretes

ordinary matter.

B. Initiation of a transition to a lower vacuum state.

C. Formation of a stable \strangelet” that accretes ordinary matter.»14

Verva RHIC, rapore LHC Safety Assessment Group qesa cerine anara zon vane

khe “ma famkerdîs rapora 2003 sevat seviknaia LHC, qê xof, ters xîravienî nê

vineme, terse potansiyele LHC çin o. Heto ju’ra hesave teorik heto bin’ra pénia

tecrubeuna 2003 haqié dano ma”15 Vatena rapori kena araze khe «rostê kosmike

jédé jédé enerjetik qeitan eve enerjune nijdié 1020 eV, déétkté ne bié. Resme(1)

é ceri araze keno khe têdé rostê kosmiki 1017ev kemio.Her santimetre sere hardi

de, zu sania de 5×10-14 yeno pêmtîs. Sere Hardî 5×1018 m2 o, zu sania Hard 5×10-

14 morino. Na anara dust khe, 3×1022 rostê kosmiki ra jedé re ya ki zû hêté 1017

eV re , nî enerjiû, dina khe bia nê bia sere hardidere.»16

Dr Ali KILIC, Paris 22-10-20081 Ar

2 Protagoras :I A. 485 de Abdéra de amo dina, I.A. 420 de merdo.

3 Dr Ali KILIC, JENOSIDE DERSIM- Dadgera Internationale Cûrmê Jenosidé Koçgiri û Dersim

4 The Pipe Dark Nebula (21/06/97) Credit and Copyright: Jerry Lodriguss

5 Lensing through Baade’s Window (01/02/96)Credit: Photograph made from plates taken with the UK Schmidt

Telescope.Color photography by David Malin.Copyright: Anglo-Australian Telescope

Boardhttp://apod.gsfc.nasa.gov/apod/ap960201.html

6 Ascension Droite-18h03,8mDéclinaison–24°23′ Distance-5 200 Magnitude-6,0 (vis)Dimension-90×40 min d’arc

7 -http://cdsweb.u-strasbg.fr:2001/HawaiianStarlight/AIOM/English/CFHT-Coelum-AIOMNov2002.html

8 Infos issues de Mr Chieze: Milieu interstellaire dans l’Atlas de l’Astronomie de l’ Encyclopedia Universalis.

9 Rensselaer Polytechnic Institute, du Fermi National Accelerator Laboratory, and de Sloan Digital Sky Survey (SDSS

10 National Radio Astronomy Observatory (NRAO) à Green Bank, Virginie occidentale

11 Le CERN, Organisationa Europa é Doskerdena Nukléeri(Organisation européenne pour la recherche nucléaire, )

12 The safety of collisions at the Large Hadron Collider (LHC) was studied in 2003 by the LHC Safety Study Group, who

concluded that they presented no danger. Here we review their 2003 analysis in light of additional experimental results and

theoretical understanding, which enable us to confirm, update and extend the conclusions of the LHC Safety Study Group.

The LHC reproduces in the laboratory, under controlled conditions, collisions at centre-of-mass energies less than those

reached in the atmosphere by some of the cosmic rays that have been bombarding the Earth for billions of years. We recall

the rates for the collisions of cosmic rays with the Earth, Sun, neutron stars, white dwarfs and other astronomical bodies at

energies higher than the LHC. The stability of astronomical bodies indicates that such collisions cannot be dangerous.

Specifically, we study the possible production at the LHC of hypothetical objects such as vacuum bubbles, magnetic

monopoles, microscopic black holes and strangelets, and find no associated risks. Any microscopic black holes produced at

the LHC are expected to decay by Hawking radiation before they reach the detector walls. If some microscopic black holes

were stable, those produced by cosmic rays would be stopped inside the Earth or other astronomical bodies. The stability of

astronomical bodies constrains strongly the possible rate of accretion by any such microscopic black holes, so that they

present no conceivable danger. In the case of strangelets, the good agreement of measurements of particle production at

RHIC with simple thermodynamic models constrains severely the production of strangelets in heavy-ion collisions

at the LHC, which also present no danger.*

*John Ellis, Gian Giudice, Michelangelo Mangano, Igor Tkachev(**) and UrsWiedemann Theory Division,

Physics Department, CERN, CH 1211 Geneva 23, Switzerland (**)

Permanent address: Institute for Nuclear Research of Russian Academy of Sciences, Moscow 117312, Russia

13 Review of Speculative \Disaster Scenarios” at RHIC W. Buszaa;_, R.L. Ja_ea;_, J. Sandweissb;y, and F. Wilczekc;z

a) Laboratory for Nuclear Science and Department of Physics Massachusetts Institute of Technology

Cambridge, Massachusetts 02139

b) Yale University, New Haven, Connecticut 06520

c) School of Natural Sciences, Institute for Advanced Study

Princeton, New Jersey 08540, USA

Abstract

This is the Report of a Committee charged by Dr. John Marburger, Di- rector of Brookhaven National Laboratory, to review

potentially catas- trophic processes that might be initiated by heavy ion collisions at the Relativistic Heavy Ion Collider. Our

conclusion is that the candidate mechanisms for catastrophe scenarios at RHIC are _rmly excluded by existing empirical

evidence, compelling theoretical arguments, or both.

REPORT

Fears have been expressed that heavy ion collisions at the Relativistic Heavy Ion Collider (RHIC), which Brookhaven

National Laboratory (BNL) is now commissioning, might initiate a catastrophic process with profound implications for

health and safety. Dr. John Marburger, Director of BNL asked our committee to review the issues and \to reduce to a single

comprehensive report the arguments that address the safety of each of the speculative `disaster scenarios’.”

_Research supported in part by the Department of Energy under cooperative agreement

DE-FC02-94ER40818. MIT CTP # 2908 hep-ph/9910333

yResearch supported in part by the Department of Energy grants DE-FG02-92ER40704

and DE-FG02-90ER40562.

zResearch supported in part by the Department of Energy grant DE-FG02-90ER40542.

14 Review of Speculative \Disaster Scenarios” at RHIC W. Buszaa;_, R.L. Ja_ea;_, J. Sandweissb;y, and F. Wilczekc;z

ibid.p.2

5 Rapport sur la sûreté des collisions au LHC,p.3

Rapport sur la sûreté des collisions au LHC,p.4

Seveta LHC «rosta Jupiter’i 10 rei hard’ra gîrsa. Rosta Tij 100 ré girsa.

Rié Tij 10000 rée gîrso. Nu milliaré program keno. Têwertébiana rostûne

kosmiki, dina make bia nê bia, nûa vi a. Ma ve Raa Simerî lingune avé erzeme.

Raa Sîmeri, nijdié 1011 astaru, jî galaxié dina ma wa , ma moté źı beme. Çond

rei têwertekerdena (collision) rostûne kosmiki û astaru jî Tijia mot beme,qayît

beme, Hardi sero nijdié 1031 program û tecrubeune LHC, bera dina khe esta

çina wa. Astare galaxié ma, zovina galaxi û her waxt bene este. Ma hên amera

zon khe Astrofizik Konvansiyonel têdê lônûne saûne astrofizik detekte kerde

yîn arazê keno. Eve zovina qêsê, estena dina( Hardy) û zovina matériaé

astronomik beno khe bero gureîn, spekulasione dendike atomik khe LHC

vîrazeno.»17

Eve qesa kîlmê vatena Pî u Khalkune ma, ewrû karzanista CERN ‘ra

jede dûr nia. Raa rosta Tîj, bia raa zanista. Rosta dar û beri, çel û çûk i, hard û

asmenî kena sîren, xîravnié dana we, kesî bîmbarekia ho’ra morîm nê kena.

Coka’ro Mua û Pîé ma verva bîmbarek bervene. Tari, xîravîé, mudiéni, fîzîleni,

qefçiline, kîstene, mîlaket kotene, vîrtîse perodaise dewletu semboliz keno.Rosta

17 Rapport sur la sûreté des collisions au LHC,p.5

14

bîmbareki, rindeni, braéni, azadi, haskerdene, dest estene, huais, esq, hurais,

çîke mordemetia dina’re hard û asmen cî’re motazo aé anora zon.«Analojié

têwertekerdenia Ionnune giran û tendura dendikune atomu, sere zovina tipune

dendiku zere tewertekerdena akselator’de eve di hire quarks une beaxkiu yeno

tondais. Resme ceri araze keno khe dendike atomu RHIC’ra Ionune granu’ra te

werte kotenera eve mordise teorik sere tendura nijdié germinia hozoru ses sei

milliard derece celsius 18 yene dina.

Esmer vera qesa khe CERN sero movete zanais kerd ra, mî sera

1988’de karzanistié filozofia zanista de bi famkerdisê Andrei Sakharov19 û

Subatomist Luc Valentin20 i, sere modele kosmolojik de araze kerdi. Eve qesa

raste kosmoloji, bojié zanaisê asmenzanistio. Niadaisê astronomik her çî asmen

û hard pia cena. Akademisien A. Sakharov, karzanista kosmolojika de wuazeno,

eve “modele kosmolojik û jede-pelgîn (multi-feuilles) eve mekâne khe bene

hîra, bene zidde juvin, eve zovina qese,bene bovere juvini eve dina wa çor

dimansion hipoteze simetrié kosmolojik kare zanisti avê beno.

18 [3] P. Braun-Munzinger, K. Redlich et J. Stachel, dans Quark-Gluon Plasma, eds. R.C. Hwa et

X.-N. Wang, (World Scientific Publishing, Singapore, 2003), disponible aussi sur arXiv:nucl-th/0304013.

19 Andrei D. Sakharov, OEuvres Scientifiques,traduit de l’anglais par L.A.Rioual, Editions Anthropos, Paris,p.69

20 Luc Valentin,, Physique Subatomique, Noyau et Particules,Hermann Colin, Paris

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: