MESUD BARZANİ VE ULUSLAŞMA TEMASINDA MAKYAVELLİ’Yİ DÜŞÜNMENİN NOTLARI- 2. Not

25 01 2017

Bireye tapma kültü sadece bizim gibi şemanist toplumlarda, insanların karşısına çıkan bir fenomen değil. Dünyamızın acı tarihi bu tür trajedilerle örüldüğüne hale de tanık olmaktayız. Ne varki, bu  bir çok toplumda çok dejenere bir boyut kazanarak, toplumlara çok trajedik sonuçlar yaşattırmıştır. Bu bağlamda şu noktanın altını kalın çizmek gerekir: önderlik sorunu, bireye tapma kültü değildir. Bu sorunları iyice ayrıştırıp idrak etmek gerekir.

( VEJİN Yazılarını oku, okut sosyal media tartışma platformlarında paylaş…)


10450898_10203979117071583_6796647595036589304_nM. Şerif ŞENER/// İkinci Notuma bir anıyla başlayayım;  facebook’un bireye ait logosunda paylaştığım, yanda ki fotoğrafta,  benim, Mehemed Cahid Şener Abimle varolan bir tek resmimdir, elindeki kitap Antonio GRAMSCİ’nin  Modern PRENS adlı yapıttır.

Neden Gramsci?  Haksızlık yapmış olmayayım, ama; sanmıyorum ki, hiç kimse Gramsci kadar, Makyavelli’nin tezlerinin üzerinde durmuş ve kafa yormuş olsun, bu vesileyle,  konumuzu Gramsci’ylede zenginletmek yararlı olacaktır.

Yıl 1991’di Şener Abimle bu konular üzerinde yoğunlaşmış, tartışmıştık. Elimde Makyavelli’nin Fursten/Prens adlı Türkçe versiyonu yoktu. Ben Prens’i İsveçe’den okumuştum. Ama, Makyavelli’nin tezleriyle ilintili Türkçe varolan tek bir kitabım, çok ağır faşist İtalya’nın cezaevi koşullarında da olsa, Gramsci’nin yazmış olduğu bu Modern PRENS adlı kitap ve bu kitabın konularına referans olabilecek daha önce, hafızam beni yanıltmıyorsa sanırım  1982’de, Sosyalist Vatan Partisi’nin, Şam’da bize bıraktığı evin kitaplığında, yine Gramsci’ye ait olan ’’Cezaevinden Çocuklarıma mektuplar ’’ başlığıyla derlenen, çok ağır ve gizlilik içinde yazmış olduğu yazıların hafıza referansında kalanlardı.

Şener Abimle neden bu konuları tartışmayı hissetmiştik, çünkü; biz Kürdistan’lı Halkların bugün içinde bulunduğumuz sivil toplum iradesiyle karşımızda varolan legal siyasal partilerin o zaman ki (HEP, DEP vs)  sorunları ve de yığınları insanî meziyetlerde bir şemsiye’nin altında harekete geçirecek bir Önderliğin, bir Prens’in, bir Şah’ın, bir Mir’in “şart” olduğu sorunlarını  ve bunun Kürdistan özgülünde nasıl çözülmesi gerektiğinin üzerinde sohbetlerimizi yoğunlaştırıyorduk. Zira;  bir çok konuda derin ayrılıklarımız olsa da, bazı konular da ortak paydalarımız vardı.
imagesCA4Z1L34Bireye tapma kültü sadece bizim gibi şemanist toplumlarda, insanların karşısına çıkan bir fenomen değil. Dünyamızın acı tarihi bu tür trajedilerle örüldüğüne hale de tanık olmaktayız. Ne varki, bu  bir çok toplumda çok dejenere bir boyut kazanarak, toplumlara çok trajedik sonuçlar yaşattırmıştır. Bu bağlamda şu noktanın altını kalın çizmek gerekir: önderlik sorunu, bireye tapma kültü değildir. Bu sorunları iyice ayrıştırıp idrak etmek gerekir.

Önderlik sorunu, toplumsal sorunlara çözüm üretmektir; ve bu çözümlerle toplumun bütün sosyal tabakalarına toplumsal kurumlaşmanın her alanında, özlenen refahı sağlamaktır ve toplumun her tabakasına siyasal, ideolojik ve inanç özgürlüğünü sunarak, toplumsal harmoniyi insanî prensiplerde inşa etme idealidir.

Oysa; bireye tapma kültü, bir psikolojik 292032295vukuattır, bir psikolojik hastalıktır. Kendini ve manipüle ettiği toplulukları, insanlığı ortaya çıkarmak için hizmete sunmaz;  insana/topluma hükmetme hırsını taşıyarak, insan ve topluma zerrek kadar kıymet vermez, her şeyi kendi hizmetine sunulmasının gerekliliğine yontarak, çok vicdansızca, çok acımasızca ve çok ahlaksızca kirli bir pratiğin tarihini kendine ve çevresine yaşattırır.

Zira; ülkemizin özgülünde halklarımız  bunun acı tarihini Apocu hipnozla yaşadı. Kamboçyalılar Pol-Pot’la yaşadı, resmi Irak coğrafıyasındaki halklar Saddam’la yaşadı, ha keza Suriye’de, baba-oğul Esad yönetimiyle yaşadı ve köleliğin vahşet  dolu bu kirli zincir halkaları daha da uzatılabilinir. Dolayısıyla; önderlik/kahramanlık ve bireye tapma kültü birbirinden çok ayrı kavramlardır. Önce bu ayrılığın idrakını içselleştirmeliyiz.

 

Toplumların sağlıklı gelişmesi için, elimizdeki tarihsel ve toplumsal veriler bize gösteriyor ki; her toplum farklı tarihsel parametrelerin sorunlarını kendi kahramanlarıyla, kendi önderlikleriyle  aşmıştır. Kahraman/ kahramanlıklarla ve önderliklerle kastedilen kavram, savaş meydanlarında sırf  savaşan insanlar kastedilmiyor.  Toplumsal belleğimiz, sömürgecilik ve bu statüye karşı geliştirilen kavgaların içinde şekil aldığında, ’’doğal’’ olarak önderlik ve kahramanlıkları biz hep savaş motifleriyle dile getirmişiz. Oysa; bu çok büyük bir yanılgı ve bizim çaresizliğimizin insanlarımıza söylettiği kuram.

ladda-nedİnsanlığın, Antroposen yani sanayi/endüstri çağından bu yana yaratmaya çalıştığı modern ulusların gelişimine baktığımızda:  örnek kabilinde söz konusu Almanya’ya göz atalım: Bismark ne kadar kahraman ve önder yetkin bir simaysa;  Almanya’nın uyanmasında ve modern ulus olarak şekillenmesinde, klasik musik kompozitörü Ludwig van Beethoven, filozof ve düşünce adamı Georg Wilhelm Friedrich Hegel, yine ekonomist  ve ticari siyaset adamı Friedrich List, şair, tarihçi filozof 133966-004-ed68af8cJohann Christoph Friedrich von Schiller ve daha bir sürü kahramanlıkların, önderliklerin isimleri, Almanya’nın bir ulus-devlet olarak bütünleşip doğmasında anılabilir.  

Demek oluyor ki; solcu, sağcı ve dinci şiddet, terör ve kirli cinayetlerle toplumun algısına yerleştirilenin dışında, önderlik ve kahramanlığın çok farklı boyutları ve içeriği vardır, toplum olarak bu bilgilerden yoksunuz.

Bilgisinden yoksun olduğumuz konular üzerinde, sömürgeci egemenlik sisteminin tarih boyu toplumumuza dayattığı kirli savaşların toplumda yarattığı parçalanma ve bu kirli savaşın histerisine kapılmış toplulukların, bilgiye dönük duyarsızlığı ortadayken, kalkıp yetmezliklerimizle, kişisel, ailesel, akraba hatırı için takındığımız tavırlarla Kürdistan Halklarının, özgür,  bağımsız ve sağlıklı gelişimine, ‘’iyi niyetlerimize’’ sığınmış olsak bile katkı sunamayız. Sadece;  toplumsal parçalanmışlığı daha da derinleştirip, bu yüzyılın başında, tarihin halklarımıza sunmuş olduğu altın fırsatları kaçırmanın, lanetsi ayak oyunlarıyla meşgul oluruz.

Unutmamak gerekir ki; halklar tarihinde bu altın fırsatlar her zaman halkların önüne çıkmaz. Bu bir anlamda Kürdistan Halkların bir ölüm ve kalım savaşıdır.

Yazmasını düşündüğüm notlarımı;  erdemli olmanın kıyısına bile uğramakta aciz olan ve moral değerlerini yitiren toplulukların ulus devlet olma şansları var mıdır?

Ulus devlet  olmamız için sorgulanması gereken toplumsal hafızamız bize bu ihtiyacı elzem kılıyor mu?  Bunun için nasıl bir siyasal yönetim projesine muhtacız. Mesud Barzani bu projenin öncüsü olabilir mi? Ve benzeri gibi sorular üzerinde fırsat buldukça yoğunlaşmaya çalışacağım.

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: