DEMUR NEWROZ’UNDA NE OLMUŞTU…?

19 04 2016

öcalan M;iT… Cemil Bayık’ın Elazığ Sorgulamaları sırasında serbest bırakılması, aslında örgüt bünyesindecemilapoyemek_551306318 yaşadığım ve gördüğüm ve de ayrılık sonrası izlenimlerimin bende uyandırdığı intiba, Sömürgeci Devletin bu gibi manevralarla, Abdullah Öcalan’a, bu insanlara karşı kullanılacak ve bu insanları örgüt bünyesinde en aşağılık konumlara sürükleyecek bir koz sunmanın sinsi planı olarak yansımasıdır. Ve nitekim Cemil böylesi töhmetlere maruz bırakılarak, Cemil, Cemil olmaktan çıkartılıp, Öcalan’ın istediği çizgiye, yani; Öcalan’ın ajan ve ihanetçi çizgisinde pratiğini sergileyerek, kendisine güvenip ölümlere giden yoldaşlarının davasından uzaklaştı ve Öcalan’ın önünde el pençe durup, onun bütün suçlarının militanı olarak, kirliliğine ortak olmuştur.

(Vejîn Bülteni Oku, Daha Geniş Kitlere Ulaşması İçin Sosyal Medyada Paylaş)

…………


Meben 1hmet Şerif Şener/// DEMUR, LÜBNAN’IN BAŞ KENTİ  Beyrut’tan çok uzak olmayan, bu ülkenin güneyine kurulmuş;  ahalisi ağırlıkta mülteci Filistinlilerden oluşan, Akdeniz sahillinden, iki üç kilometre uzak, yüksek düz tepelerin yamacında, şirin ama bir hayli bakımsız bir kasabaydı, o dönemlerde.

Demur ile Beyrut arasında, Demur’a iki kilo metre uzaklıkta duran, o zamanlar çok küçük olan, toplam belki yüz haneden oluşan, ahalisinin toplamı Filistin’li silahlı güçlerden hayli rahatsız olan, Hiristiyan Maronilerden oluşan, çok bakımlı, modern, bir başka yerleşim alanı vardı.  Biz bu alana Ön Güney Cephesinden yeni aktarılmıştık, önce Nabatieh’e sınır cephesinden, sonra; Sayda-Zahle derken kendimizi bu alanda bulmuştuk. Bu alan diğer alanlara kıyaslandığında muazzam derecede güzel ve rahat, geceleri saymazsak, savaşın huzursuz düşüncelerinden bir anlamda uzak olan, çok dinlendirici hoş bir güzelliği vardı.

Şu an bu yerleşim alanın ismini anımsamıyor olsam bile, ama; ellimin altında bulunan Google’nin harita arama motorunda,  bu alanın, isim olarak ortaya çıkan, büyük ihtimalle Haret Al Naam’e yerleşim alanı olduğudur.  O dönem; Filistin Demokratik Halk Cephesi’nin, Nabatieh ve Sur demur catısmasıGüney ve bizim bulunduğumuz alanın, ve Sayda  Orta cephe diye isimlendirilen bölgenin, Beyrut’la  telsiz ve telefon komünikasyon irtibat ve iletişim merkezindeki  istasyonun güvenlik taburunda sayısı hayli kalabalık, biz, o dönemin P.K.K’lileri bulunmaktaydık.

Lübnan’ın sahil bölgelerinde, soğuk ve çetin kış koşulları yaşanmaz, Baka Vadisindeki bölgeler gibi. Lübnan’ın Baka Bölgesindeki kış koşulları benim bugün yaşadığım kuzey ülkesi İsveç’ten on misli fazla soğuk ve kışları çok çetin geçer.

Yaşadığım Lübnan’ın  bu sahil bölgesinde hiç kış yüzü görmedik, sıcak ve ılık bir havası vardı. Ama, sağnak yağışlara beklenmedik bir anda tutulmayı hesaplamak gerekir, bu bölgelerde.

Mehmetsevgat21 Mart Newroz Günü yaklaşıyordu, Grup olarak alınan kararda  bu geceyi bir şölen’le kutlama sonucuna varılmıştı. Ve bu şölen Demur’da açık bir yazlık sinemasında düzenlenecekti. Bunun için Mehmet SEVGAT ( Reşo) Arkadaş’ın kaleme aldığı bir oyunda vardı şölen’in programında. Bu oyunda Mehmet ATMACA Arkadaş, Kawa Yê Hezinkâr rolünde Ben ise; Kawa’nın oğlu rolünde oynayıp,  bir tiyatro oyunu sergileyecektik. Hiç birimizin tiyatro oynayacak özel hüneri yoktu. Mecburiyet bizi buna zorluyordu. Ben başından beri oynamamak için diretiyordum. O sıralar yurt dışına çıkan arkadaşların arasında yaş olarak en küçükleri bendim.

Newroz Günü geldiğinde çabalarımız iyi bir performans ortaya çıkarmıştı. Bütün hazırlıklarımız tamam ve eksiksizdi.

1982 yıllının 21 Mart’ı geldiğinde biz, Demur’da , yazlık sinemasının önünde kimimiz seyirci halkı mehmet atmaca 001karşılamak için uğraşırken, kimimiz sahnedeki düzenlemenin arda kalan ufak tefek işleriyle uğraşıyordu. Kimimizde Beyrut Merkezinden gelen Cemil Bayık, ve ona eşlik eden Zelal Dayan, Saime  Aşkın, Tercüman Riyad ve ismini şu an anımsayamadığım bir iki arkadaşın etrafında toplanmış, Cemil Bayık ve Filistinli Bölge Komutanın arasında geçen konuşmaları dinliyorduk.

Bu konuşmalar sürerken bir ara, kırk yaşların üstünde orta yaşlı bir dilenci kadın elindeki para kutusunu çember oluşturduğumuz kalabalık topluluğun ortasına doğru uzatıp Arapça bir şeyler söylenerek mazlum, mazlum dilendi.

Filistin’li Komutan kendisine dönerek bir şeyler söyledi. Dilenci kadın kimsenin kendisine yardımcı olmayacağını anlayan bakışını soldan sağa doğru çevirerek, en son komutanın üzerinde yoğunlaştırıp, bakışlarına nefret, kızgınlık katmıştı. Sonra geriye doğru birkaç adım atarak hanım hanımcık, çok uslu bir şekilde azarlayıcı, sıvısız bir tükürük Filistin’li komutana savurdu.

Filistin’li Komutan bu davranışa aldırış etmeden sadece, yüzüne hem alaycı hem de küçümseyici bir acıyası tavır takınarak karşıladı ve Cemil’e Tercüman Riyad’ın  yoluyla şöyle söylendi;

-Eeehh pisliğin teki, O’ndan bu tavrının hesabını sorardım,  sormasına ama; şehit olmuş kocasına şükretsin.

Riyad konuşmaları Cemil’e tercüme ederken, Cemil Bayık, kadının Filistin’li komutana tükürmesine yol açan konuşmasını da merak ettiğinden, onu da kendisine tercüme edilmesini Riyad’tan istedi.

Riyad, Filistin’li komutanın kadına ahlaksız şeyler söylediğini ağsında gevelerken, Cemil tekrardan söylendi.

Cemil: Tamam Riyad bizde anladık bir şeyler söyledi, ne söylediğini öğrenmek istedik.

Riyad: Yahu işte şey söyledi, taş gibi karısın diye söyledi. Dileneceğine git  şey yap dedi.

‘’Sonra anlatırım…’’ diyerek kısa kesti Riyad.

Biz hepimiz anlamıştık komutanın ahlaksız ve kadını aşağılatan bir tavır takındığını.

Mehmet KarasungurCemil: Riyad hiç gerek yok anladık,… diyerek, istifini bozmadan, yüzünü komutana dikmişti. Kaldı ki; hiç birimizin durumdan hoşnutsuz olduğumuzun tavrını sergileyecek bir iradesi de yoktu, Cemil Bayık dahil.

Cemil ile Riyad arasında süren konuşmanın uzaması komutanda münafıkça bir sırıtmaya yol açmıştı.

Cemil ile Filistin’li komutan arasındaki konuşma kısa bir süre sonra, Komutanın oradan gitmesiyle son bulmuştu. Ama, bu sefer o konuşmaların izinde biz o dönem ki, P.K.K’li arkadaşlar arasında, kadın ve komutan arasında cereyan eden tatsız tavrı sorgulama bağlamında bir tartışma açılmıştı. Çünkü; yaşlı Filistin’li halk hep, biz; o dönem ki, P.K.K’lilerin, dürüst, fedakar tavır ve davranışlarımızla eski Filistin’li savaşçıları kendilerine anımsattıklarımızı bize söyleyip dururdular. Bu intiba ister istemez biz o dönemin P.K.K’lilerinde de yargılamaya yol açıyordu. Düşüncemizde şöylesi bir kanı vardı; demek ki; eski Filistinli savaşçılarda saf ve iyi niyetleriyle halkta dürüst güven verici bir izlenim bırakmıştılar. Ama; mevcut Filistin’li savaşçılar bir çapulcular yığını gibi her ahlaksızlığa, kirliliğe yatkın paralı askeri bir topluluktu. Peki devrimin bu yozlaşmasının nedenleri nelerdi.

Bundan olacak şu an kim olduğunu iyi hatırlamadığım bir arkadaş, ‘’ Yahu, bizde de bu zeki (2)
dejenerasyon, devrimin yozlaşması olur mu?’’ diye bir soru eşliğinde sorgulayıcı bir tartışmaya yol açmıştı. Bu tartışma bizler tarafından düzenlenen Newroz Şöleninden sonrada grubun içinde devam etti.

Cemil Bayık düzenlenen geceden sonrada yanımızda kaldı, zaten Cemil Bayık’ın kadrolarda en çok sempati ve saygı uyandırdığı bir özelliği kadrolara daha yakın durması, onların sorunlarıyla bir arkadaş olarak ilgilenip, dertleşmesi, O’na hem güven, hem sevgi, hem de saygı kazandırıyordu.

(Burada parantez içinde Cemil Bayık’ın konumuna dönük kimi izlenimlerimi aktarayım: Hakikatten Cemil o dönem bugün hayatta olmayan bir çok arkadaşta farklı güven yaratmıştı. Her kes O’na bir anlamda Mazlum…ların, Hayri…lerin, Kemal’…lerin yadigarıymış gibi bir yaklaşım gösteriyordu. Ama; Abdullah Öcalan kendi sinsi, kurnaz ve o sıralar örgüt bünyesinde anlaşılması güç olan ajanlık konumuyla, Cemil Bayık’ı Elazığ Sorgulamaları vesilesiyle fena halde töhmet altında bırakmıştı. Bu durumun sadece Cemil’e dönük davranışlar olmadığını, 250px-Cuma_takCuma TAK’ın, Zeki PALABIYIK’ın ve daha bir çok değerli öncü devrimcilerin, Abdullah Öcalan’ın bu tür ayak oyunlarına maruz kaldığını sırf O’nun bu kalpazanca tutumunu örgüt bünyesinde, kendisinin saçmaladığını ve kendisinin boş bir kuruntusu olduğunu göstermeye çalışan bu arkadaşlar, bile bile ölümlere gittiğini, kendisini ta 1977’den beri tanıdığım Mehmet SEVGAT Arkadaş, nöbet sohbetlerin de hep anlatıp dururdu.

Cemil Bayık’ın Elazığ Sorgulamaları sırasında serbest bırakılması, aslında örgüt bünyesinde yaşadığım ve gördüğüm ve de ayrılık sonrası izlenimlerimin bende uyandırdığı intiba, Sömürgeci Devletin bu gibi manevralarla, Abdullah Öcalan’a, bu insanlara karşı kullanılacak ve bu insanları örgüt bünyesinde en aşağılık konumlara sürükleyecek bir koz sunmanın sinsi planı olarak yansımasıdır. Ve nitekim Cemil böylesi töhmetlere maruz bırakılarak, Cemil, Cemil olmaktan çıkartılıp, Öcalan’ın istediği çizgiye, yani; Öcalan’ın ajan ve ihanetçi çizgisinde pratiğini sergileyerek, kendisine güvenip ölümlere giden yoldaşlarının davasından uzaklaştı ve Öcalan’ın önünde el pençe durup, onun bütün suçlarının militanı olarak, kirliliğine ortak olmuştur.)

Bayan arkadaşlar ve tercüman Riyad, Beyrut’a geri dönmüştüler.

Birbirine güvenen kimi arkadaşlar arasında bu tartışma kendi içinde farklı konuları da güncelleştirdi. Ama, konuşmalar daha çok ‘’…Halk Devrimimizin değerleri bir dejenerasyona, bir yozlaşmaya yol açar mı?’’ noktasında yoğunlaşmıştı.

Her ne kadar Cemil, P.K.K Bünyesinde bu tür yozlaşmanın olamayacağına dair bir tavır sergiliyor olsa bile, fazla böyle inatçı, inkarcı bir tavır sergilemiyordu. Ama; Mehmet SEVGAT P.K.K Bünyesinde bu yozlaşmanın farklı varyantlarının başladığını bile iddia ediyordu. Eğer, devrim değerlerinde samimi ve dürüst kadrolar tarihsel misyonlarını oynamadığı takdirde, P.K.K’deki bozulmanın önüne geçilemeyeceğini alaysı bir tavırla söyleniyordu. Ki; ben Cuma TAK’ın böylesi bir yozlaşmaya karşı ölüme bile bile ve isteyerek gittiğini ve rahatsızlıklarını ölümü göğüsleyerek sergilediğini, bunun gibi daha bir çok vukuatın olduğunu Mehmet SEVGAT’tan öğreniyordum. Üstelik, Cuma TAK’ın kendisinin amcasının oğlu olduğunu da, o sıra kendisinden öğrenmiştim.

Mehmet ATMACA Her şeyde olduğu gibi eski klasik Leninist tezlere baş vurarak, bu gibi sorunların doğa yasalarıyla açıklanmasının, tartışmayı daha da verimleştireceğine vurgu yapıyordu; ‘’zıtların birliği ve zıtların çatışması’’ yasasının hayatın her alanında olduğu gibi, P.K.K Bünyesinde de yaşanabileceğini haklı olarak vurguluyordu.

O dönemin kadroları klasik Marksist Leninist teori konusunda uğraş gösterip, bilgi ediniyordular.  Ama, bu bilgi birikimiyle 700 Yüz yıllık bir devlet geleneği olan Sömürgeci Devlet’in Abdullah Öcalan’ın eliyle tezgahlamaya çalıştığı, ihanet tezgahını anlamaya ve açıklamaya kadir olabilecek en ufak bir şansları bile yoktu.

Dalkavuklar CetesiZira; bu durumu kendine güvence bulan Abdullah Öcalan’ın o dönem ki, artistlik pozisyonları bir yana bırakırsak, 1983-1986’da, kirli, “meçhul” cinayetlerle tasfiye ettiği askeri yetenekteki (Mehmet Karasungur, Mahsum Korkmaz v.b gibi) kadroların rahmetlerinden sonra, P.K.K saflarına yeni katılan kadroların karşısına geçip,  hiçbir muğlaklığa açık kapı bırakmadan, ‘’Siz mi Oğuz’un* çocuklarına savaş açıp, savaş kazanacaksınız?’’ diyip kendilerini alaya aldığını, çok çok sonraları kendiside bir dönem Avrupa Merkez Yürütmede bulunan ve daha sonra 1987’de ki, muhalefette önemli çabası olan Salih Aras Arkadaş bana 2000’li yıllarda anlatmıştı.

SONUÇ OLARAK: Kocası Filistin’lilerin davasında şehit düşmüş bir dilenci hanıma dönük, mahsuminsanî değer yargılarından uzaklaşmış bir komutanın ahlaksızca tavrı  o dönem de Ulusal Kurtuluş Davalarında samimi ve dürüst olan P.K.K’li insanlarda ne gibi kaygı dolu tartışmalara yol açıyordu, bir düşünün. Ama; bugün Kürdistan Ulusal Kurtuluş Davasında şehit olmuş binlerce insanın hanımları, kızları, çocukları Türkiye’nin büyük kent ve sahil şehirlerinde ne tür kötülüklere, yoksulluklara maruz kaldığını, ancak; Kürdlerin Nikolaj GOGOL gibi namuslu, vicdanlı aydın kalemleri, yazarları olsa gün yüzüne çıkarılır. Üstelik, binlerce insanın büyük özveriler, fedakarlıklarla, şahadetleriyle ölümlere yattığı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Davasının bütün siyasal amaçları önemsiz, gereksiz ve her şeyden vazgeçildiği, bilakis kendilerinin varlığının, uğruna binlerce insanın şehit olduğu bağımsızlığa en büyük engel olunacağını ve Kürdistan’ı işgal etmiş bütün sömürgeci güçler için, Kürdlerin bağımsız devlet kurmaması için bir emniyet sibobu olunacağını  beyan etmelerine rağmen, halen kendine ‘’aydın’’ müsveddesi gözüyle bakan okur yazarlar, sokaklara histeriksel çığlıklarla yığılmış yığınlar üç maymunu oynamaktadırlar. Yeter ki, kendilerini sömürgeci devletin kulislerinde, Sömürgeci egemenlik çıkarları için pazarlayan Öcalan’ın tutukluk hali kaldırılıp, devlet denetiminde güvenliği sağlansın

MTIwNjA4NjMzNTI5NDAyODkyKi NİTEKİM; her kesin birbirini önemsemediği, şefkat yürekli kadınların bile kendi öz çocuklarının dalyan dalyan düşüp ölmesine aldırış bile etmeden, her kesin Öcalan’ın tutukluluk halinin kaldırılmasına dönük, tarih’in biçim kazanacağını, Adını Koyamadım adlı çalışmamın orijinal baskısının 6. Bölümünde geniş geniş anlatmıştım. Eğer tarih toplumsal histeriğe kapılmış olan toplulukların ellerinde şekillenirse, tarihin o çalışmamın 6. Bölümdeki anlattığım manzaradan farklı bir gelecek sunmayacağı;  toplumsal histeriye kapılmış bir topluluğun hali, sarhoş olmuş bir bireyin ruh haline denk gelir. İnsan sarhoş bir bireye nasıl laf anlatamıyorsa, toplumsal histeriye kapılmış bir topluluğu da, vallahi; ayıltmak, objektif verilere bakıldığında çok güç sayılmaktadır, ama; bir şeyin güç sayılmayacak  herkes tarafından anlaşılabilecek  boyutu var; hayat, her gün dalyan dalyan, saf ve iyi niyetli Kürdistan’lı gençlerimizin, çocuklarımızın; halkımızın yararına hiç yararı olmayan, hiçbir siyasal amacı içermeyen, tamamen kişisel hırs ve ihtirazlarla bezenmiş kirli ve danışıklı savaşta, ölümlere gittiğidir.

2016-04-15


*Oğuz Boyları: 24-22 boydan oluşan Orta Asya kökenli, 7. yüzyıl civarında konar-göçer bir yapıyla yer değiştirmeye başlamış olan Oğuzlar, bugün yaşayan Türklerin atası sayılmaktadır.

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: