MART AYININ İZİNDEN NEWROZ’A GİRERKEN…

17 03 2016

‘’Kürt Aydını’’ diye kendini yansıtan topluluklarında tarihe ivme kazandıracak, bir motor gücü olabilecek bilgi birikim, etik ve moral değerden yoksun olmaları halkımızı bugün yaşadığımız ‘’çaresizliğe’’ mahkum etmektedir.

 (Vejîn Bülteni Oku, Daha Geniş Kitlere Ulaşması İçin Sosyal Medyada Paylaş)


ben 002 001M. Şerif Şener/// MART AYININ Kürdistan halklarının tarihinde özel bir yeri vardır. Sadece bu değil, Mart ayı aslında dünyamızdaki zaman dilimi bakımında da özel bir öneme sahiptir. Önem bağlamında zikredersek, bütün kadim bilgilerin repertuvarında, Mart ayının zaman süresinin, kendine özgü ayrıcalıklı yerini görürüz.

Evrenimizdeki değişik zaman biriminin/ünitesinin bir yansıması olarak, dünyamızdaki zaman özgülünde de görüyoruz ki, Mart ayının özel bir yeri yine karşımıza çıkıyor. Gök biliminde (astronomi/astrolojik bulgularda) yıl dönümünün bu ayın 20-21 günlerinde gerçekleşmesi buna verilecek en güzel örnektir.

Bu temaları daha da derinleştirerek Mart Ayının kendine özgü çok farklı özellikleri üzerinde de durabiliriz. Konumuz bağlamında bu ayın üzerinde yoğunlaştığımızda Mart Ayının bize sunduğu en önemli tema sadece yıl dönümü bağlamında değil, birde, bu yıl dönümünün  bu ayın 20. gecesinin 21. güne bağlayan zaman diliminde olması, bir çok kıtada ve halkların kadim kültlerinde Yen11880492_647480342054326_4371355273655878708_ni Bir Zamana, Yeni Bir Hayata, Yeni Bir Dirilişe dönük bir inancın evrilmisini de beraberinde getirmiş olması, Mart Ayının kendine özgü öneminin birden çok verisini bize sunmuştur/sunmaktadır.

Bu bağlamda cennet ülkemiz KÜRDİSTAN’ın coğrafyasında yaşayan halkların kadim geleneklerinde yer edinmiş NEWROZ Kürt Halk destanı sadece mitolojik bağlamda değil, birde bunun yanısıra başlı başına yeniden doğuşun, yeniden dirilmenin, yeniden başlangıcın (biz buna ekleme olarak şunu da söyleyebiliriz) yeniden düşünmenin özel bir zaman dilimi olarak ta bakabiliriz. Ama yeniden başlangıç eskiyi idrak etmekle ancak işlev kazanır, eskiyi anlamadan yeni/yeniden bir inşa tasarısı, metodolojik olarak doğru bir yöntem değildir. Ki başarı şansı da yok denilecek kadar azdır.
Özellikle içinden geçmekte olduğumuz zaman diliminde gerek coğrafik ve gerekse halksal geleceğimiz açısından bu ayın önemi üzerinde durduğumuzda karşımızda bugün içinde yaşadığımız dönemin toplumsal ve siyasal sorunlarını idrak etmemize yardımcı olacak anılar üzerinde durmamız, bilgi ve bilimden vebadan kaçar gibi kaçan toplulukların cazibesine daha uygun bir aydinlanma 1pozisyon teşkil etmektedir. Bilimden ve bilgiden nasiplenmek istemeyen alt toplulukların cazibesi anılar ve söylemler üzerinde yoğunlaştığını, bu gün içinde yaşamakta olduğumuz sorunlar ve eğilimlerin ve de çözüm önergelerin somut verileri, insanı -istemediği halde- bir anlamda bu noktalar da yoğunlaştırmaktadır. Dolayısıyla ben de bugünkü yazımı bu tema üzerinde yoğunlaştıracağım. Gönül isterdi ki, halk olarak ülkemiz ve tarihimiz açısından çok önemli olan bu dönüm evrelerinin sorunlarına çok daha farklı üst birikimlerle bu temalarda yoğunlaşmış olaydık/olsaydık. Ne var ki bu süreci halk olarak ve bu halkın evlatları olarak layıkıyla, diğer halkların tarihsel gelişimindeki var oluş ve kurtuluş sorunlarına yaklaşım performansını gösteremiyoruz. Bunu yapamamamızın kendine özgü çok farklı ve ayrı ayrı nedenleri üzerinde durabiliriz durmasına ama; yazımız uzar. Onun için yalın olan iki nedene kalemimizi pür dikkat sentralize ederek saygı değer Türk Aydını Prof Dr:İsmail Beşikçi’nin sosyolojik bilimsel verilerine sığınmamız gerekiyor, o da; ülkemizin ve halkımızın dünya halkları ve ülkeler tarihi bağlamında çok farklı bir konumda bulunmuş olmasıdır. Kürdistan ve Kürdistan halkları, dünya sömürgecilik tarihi bağlamında, bir sömürge ülke ve sömürge bir halk bile değildir.
Tamamen, jenosid imha sürecine alınmış bir coğrafyanın somut gerçekliğinden geldiğimiz reel gerçeği var karşımızda, dili, ırkı, dini, coğrafyası v.s yok edilmeye çalışılan bir halklar topluluğunun tarihi var sırtımızda…
Birde bu şansız ve bir o kadar da haksız vicdansız kadere başkaldırı kütlesini benliğinde, kişiliğinde, vicdanında taşıyan bireylerin namuslu olmanın mihenk taşında kendini örseleyerek, insan olarak var olmanın, insan olarak onurunu aramanın, ve bunu elde etmenin olası çabalarını gözleyen sömürgeci devlet sistemi ve O’nun toplumumuzun içinde tezgahladığı oyunlar ve bu oyunların Kürt etiketli ajan ve taşeron sacayakların söylemleriyle, manipülasyonuyla uygulaya geldiği terör ve bu acımasız terörün halkımızın bağrında kopardığı cevherlerin yoksunluğu maalesef Kürdistan’lı halkları hak edilen bir duyarlılıktan alıkoymaktadır.
‘’Kürt Aydını’’ diye kendini yansıtan topluluklarında tarihe ivme kazandıracak, bir motor gücü olabilecek bilgi birikim, etik ve moral değerden yoksun olmaları halkımızı bugün yaşadığımız ‘’çaresizliğe’’ mahkum etmektedir.

∗  ∗  ∗  Δ  ∗  ∗  ∗

İçinde yaşayıp, geçtiğimiz zaman tünelinde,  halkımızın bugün içinde yaşadığı tarihsel gerçeklikle çok yalın bir bağı bulunan, hafızamda olan bir anıyı gelecek yazımda YÜCE RAB’bimizin izniyle yazmaya çalışacağım…

Yıl 1982 Mart Newroz Günüydü, Lübnan’ın Demur Kasabasında bir grup arkadaşla birlikte Newroz Gecesini düzenleyecektik, o geceye Beyrut’tan gelen bir kaç arkadaşta iştirak edecekti. Bunlar Cemil Bayık, Zelal Dayan (Şehit Cahit Dayan’ın hanımı),…

Devamı diğer yazıda…!

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: