KÜRT ’’AYDININ’’ SEFALETİ

25 02 2016

Abdullah Öcalan’ın PKK’sinin sergilediği terör ve vahşeti karşısında zamanla tespih taneleri gibi en liberalinden en radikaline kadar Med TV kurum ve kuruluşların kapılarında, Roma’nın manüpülatife uzun yürüyüşlerinde sıraya geçip, Öcalan’ın hakaretlerine maruz kalmak için yarışanların, kalemini kullananların, birlik ve silahlı mücadele ihtiyacının beyitlerine sarılanların zerrek kadar kendilerine karşı samimiyetleri olsaydı, vicdanlarını çok daha yararlı bir şekilde harekete geçirmeye teşvik edebilirdiler. Bugünde aynı durum yaşanabilinir, eğer; kendilerine karşı dürüstlükleri ve samimiyetleri olsa.

 (Vejîn Bülteni Oku, Daha Geniş Kitlere Ulaşması İçin Sosyal Medyada Paylaş)


ben 4 001M. Şerif Şener/// Bu yakın tarih de hatırı sayılır bir Kürt aydının Rudav yayınlarında kendi köşesinde aydınlar üzerinde bir yazı kaleme almıştı. Bu insanımız hemen hemen 70’li yılların ortalarından bu yana Kürt Ulusal Kurtuluş mücadelesinde önemli emeği ve çabası olan bir isim, aydın kavramına dönük düşüncelerini sıralarken aydın kavramını kendi yöntemine göre ’’..iki tür aydın vardır.’’ diye kategorileştirmişti.

Bu insanımızın perspektifinde konunun üzerinde yoğunlaştığımızda karşımızda doğru yahut en azında doğruya yakın bir analiz içermediğinin somut verileriyle karşılaşmaktayız.

Yine bu konu da sık sık farklı insanlarımızın ortak özelikler taşıyan analizlerini okumaktayız. filosoflar merasimiBir çok okur yazar insanımızın bu türden yazılarına, analizlerine tanık oldum ve okudum. Öyle ki; bazı insanlarımız ’’aydın kalemler’’ adı altında öylesine ilginç analizler yaptılar ki; bu analizler karşısında insan ister istemez içsel bir alay duygusuna kendini haklı olarak kapı veriyordu. Aklımda kalan analizlerin en gülünç bir tanesi, ‘’… şaşmayan toplum iradesi…’’, ‘’… bu kadar görkemli yığınları meydanlara, sokaklara, savaş cephelerine çıkaran iradeye, boyun eğmeyen insanların, insanlığından şüphelenmek gerekir.’’ v.b bağlamında çok keskin keskin analizlerede tanık oldum.

İnsan bu analizler karşısında bazen kendini Yeşil Çam yahut Hollywood aksiyon filmlerdeki afiş manşetleri ve senaryoları arasında hissederdi. Ve bütün bunlar kendine -sözüm ona- aydın onurunu bahşedenler tarafından yapılıyordu.

Bu tür analizlere, Kürdistan’da sürmekte olan kirli savaş tarihi boyunca, bugün internet ekranlarında görünen yahut artık; hesapları, kitapları kendileriyle ‘’sır’’ olan, dünya anlayışlarına göre görünmek istemeyen bir çok kişinin kaleminde bu kirli heyecanlara tekabül eden, bilinçsiz yığınların hisleriyle duygularıyla oynayan yazılara, edebiyat çalışmalarına tanık olduk/olundu/olunuyor.

Özünde, bütün bunlar, yığınların saf duygularını kendi hırs ve popülist kirli içsel emellerini yaşamak için etkilemenin çabaları bazında sergilendi. Üstelik bunları ‘’…Aydın’’ olduklarının yanılgısını kendilerine içselleştirerek yaptıklarına inanmaktaydılar. Oysa; bir çoğu da, analizleriyle, edebiyat çalışmalarıyla v.b faaliyetleriyle, tutuşturulan bu kirli savaşın, yığınlar tarafından anlaşılabilecek olasılıklarına engel olabileceklerinin bilincinde bile değildiler. Hepsi de ‘‘aydın’’ müsveddesi formatında bir bağlamda adeta Hitlerin propaganda bakanı, ‘bana vicdansız bir basın –siz bunu okur yazar takımı diye de yorumlayabilirsiniz- verin size uyutulmuş aptal bir halk vereyim ‘ * diyen Joeseph GOEBBELS’in ruhunu şad etmekteydiler, bugün Kürd’lerin yaşadığı kaosun önemli oranda vebaline kirli hırs ve ihtirazlarıyla ortak olduklarını maalesef bu çevreler rahatlıkla unutmaktadırlar.

Bu vebali, sadece P.K.K geleneğinden gelmiş olanlar için söyleyenlerin uğraşları, iki yüzlülükten öte anlam oluşturmamaktadır.

Abdullah Öcalan’ın PKK’sinin sergilediği terör ve vahşeti karşısında zamanla tespih taneleri gibi en liberalinden en radikaline kadar Med TV kurum ve kuruluşların kapılarında, Roma’nın manüpülatife uzun yürüyüşlerinde sıraya geçip, Öcalan’ın hakaretlerine maruz kalmak için yarışanların, kalemini kullananların, birlik ve silahlı mücadele ihtiyacının beyitlerine sarılanların zerrek kadar kendilerine karşı samimiyetleri olsaydı, vicdanlarını çok daha yararlı bir şekilde harekete geçirmeye teşvik edebilirdiler. Bugünde aynı durum yaşanabilinir, eğer; kendilerine karşı dürüstlükleri ve samimiyetleri olsa.

Peki sırf eli kalem tutan, yazı yazmasını bilen, edebiyat uğraşları olan, dil bilim/lengüistik çalışmalarıyla uğraşanlar, akademik bir unvana sahip olanlar, siyaset meydanlarında, TV ve İnter-Net ekranlarında görünen şahsiyetler, aydın olarak görünebilinir mi? Hiçte değil, bilakis insanlık tarihinin bize sunduğu referans kaynakları, cahil insanımsı yığınların gerçekler konusunda aydınlanmaması ve harekete geçirilmemesi için en büyük kirliliğin, vicdansızlıkların, iki yüzlülüklerin, adaletsizliklerin, sacayakları bu kişi kurum ve kuruluşlar olduğu konusunda önemli objektif veriler sunuyor. Tüm bu veriler karşısında kalkıp, yığınların kafasında aydın kavramlarını muğlaklaştırmak, aydın olma özelliklerini taşımamadan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla; meslek ve uğraşlarla elde edilen unvanlarla aydın olunmaz. Kalkıp, aydın kavramlarını kategorileştirmek, sadece insanın bilinçsiz, basiretsiz ve çocuksu davranışından başka bir şey değildir.

İnsanlık tarihinin sunduğu somut veriler, böylesi türden mantık yürütmenin doğrulara yatkın analizler olmadığını bize gösteriyor.

2016-02-25
——————-
* Joeseph GOEBBELS alıntısın Davut Kurun’nun Manipülasyon, Doğru ve Yanlışlar yazısından aktarmaktayım.

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: