MANİPÜLASYON, DOĞRU VE YANLIŞLAR

25 09 2014

Davut-KURUN_avatar_1387610863-60x60Davut KURUN/ Hitlerin propaganda bakanı Joeseph GOEBBELS, kitlesel propagandanın “büyük yalan” olduğunu, ‘bana vicdansız bir basın verin size uyutulmuş aptal bir halk vereyim ‘ der. Bunu pratikte de gerçekleştiriyor. Çünkü kişi büyük bir manipülasyon ve algı kuşatması altındadır. Özgür kişilik ve kişi inisiyatifi başından itibaren yok ediliyor. Aile, okul ve sosyal çevre eğitimi, din, ahlak, örf, kanun yasakları ve baskıları, psikolojik savaş, manipülasyon, kavram bulanıklığı, yanlış ikilemler, yalan haberler, kültürel formasyonlar, korku, katliamlar, sanal saldırılar kişinin özgür düşünmesini ve özgür davranışını yok ederek kitle psikolojisi içinde eritmektedir. Tarihimizi bu temelde irdelersek büyük dersler çıkarabiliriz.
Türkiye sol ve sosyalist hareketin formatını ve ana tezlerini belirleyen, Doğan AVCIOĞLU’nun yön dergisi ve “Ortadoğu devrimci çemberi” tezi (ki bugün Abdullah Öcalan ve Ahmet DAVUTOĞLU savunmaktadır) TKP, Mihri Belli ve Doğu Perinçek olduğu görülecektir. Ki bunların artık ulusalcı darbeci Kemalistler olduğu bugün net anlaşılmıştır. Diğer örgütler bunların tezlerini ya benimsemiş ya karşı çıkmışlardır. Yani tepki hareketleridirler. Tek bir istisna Halkın Kurtuluşu gazetesinin “Kürdistan’da referandum” tezi sayabiliriz ki, bu çevre, Kemalist Doğu PERİNÇEK’in “feodalizmi destekliyorsunuz” saldırıları altında tezini geri çekti. O dönemde, eksik de olsa sistem dışı düşünen, sorgulayan az bir çevre ortaya çıktı. Değerli bilim adamı İsmail BEŞİKÇİ, Kemalizm ve milli mesele tezleri ile İbrahim KAYPAKKAYA, kısmen de Hikmet KIVILCIMLI ve Kürdistan-i siyasi kadroları bu çevre içinde öne çıkanlar olarak sıralayabiliriz.
Kuzey Kürdistan’daki durum ise çok daha vahimdi. Katliamlar, asimilasyon ve imha ve inkar, Kürdistan toplumunu, kültüründen, dilinden, tarihinden ve kimliğinden koparmıştı. Ancak Kürdistan’daki gelişmelerin merkezi Güney Kürdistan’a kaymıştı. Barzanilerin 1959’da geri gelmesi, güneyde ulusal hareketi yeniden ayağa kaldırdı ve bunun Kuzey Kürdistan’a yansımaları oldu. Türk Ordusu 27 Mayıs darbesi ile gelişmelerin önünü kesmeye çalıştı. 49’lar davası, Sivas esir kampı, komando baskınları, asimilasyonun katmerleştirilmesi bu sürecin ana halkalarıdır. Kürt Hareketi 1965’lerden sonra, KDP çatısı altında yeniden örgütlendi ve TİP içinde “Doğuya yol, su, elektrik” talepleri ile kendisini ifade etti. DDKO ürkek bir şekildi. Türkiye sosyalist hareketinden ayrı olarak Kürdistan’dan ulusal varlığından kültür ve dilinden bahseder oldu. Bu gelişmeler Güney Kürdistan’da Barzani önderliğindeki ulusal ayaklanması ile birleşince, Türk ordusu 12 Mart Darbesi ile yönetime el koyarak, denetim dışına çıkan Kürdistan’da ulusal hareketi ve Türkiye sosyalist hareketini bastırdı.
Dünyayı saran sosyalizm ve bağımsızlık rüzgarı Türkiye ve Kürdistan’ı da sarmıştı. Türkiye sol ve sosyalist hareketi ve Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi, 12 Mart darbesine rağmen 1975’ten sonra daha güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi Türkiye sosyalist hareketinden ayrı olarak, kendini ifade etmeye başladı. Sosyalist kimlikle, sömürgecilik, ayrı örgütlenme, UKTT hakkı, bağımsızlık tezlerini öne çıkardı. Ancak tarih, ulusal kültür, dil, toplumsal doku, üzerinde yükseleceği ulusal miras konusunda büyük zaafları içinde taşıyordu, çünkü bu veriler sömürgeciler tarafından yok edilmişti. Bu başkaldırı bir başlangıçtı. Her başlangıç yolun yarısıdır. Kişiler ve toplumlar için geçerli olan, “kökenine dönüş teorisi” vardır. Kuzey Kürdistan’da ulusal hareketlerin ortaya çıkmasıyla, öze dönüş başladı. Tarih kültür, dil ve sosyal yapı araştırılmaya ve öğrenilmeye başlandı. Halk susamışçasına bu örgütler etrafında kümelendi, örgütlendi. Kürdistan-i değerler geliştikçe, TC nin Kürdistan’da siyasal, kültürel ve ulusal varlığı yontularak çıplak zora dönüştürüldü. Ordu tekrar 12 Eylül darbesi yaptı. TC bir taraftan çıplak zora dayanarak sıkıyönetim ilan edip, tutuklama, işkence, katliamlara başvururken, diğer taraftan bin yıllık devlet geleneğinden gelen hilelere başvurdu. Osmanlı’da oyun çok. Manipülasyon, kavram bulanıklığı, yanlış yönlendirme, içerden bölme, yanlış ikilemler psikolojik şavaş taktiklerini devreye soktu. Bir taraftan çıplak zora dayalı tedbirler, diğer taraftan ulusal hareketi, Kürdistani hareket adı altında bölme, engelleme, önden itme, terörize etme taktiklerini kullandı. Abdullah Öcalan ve ekibi, Kürt hareketinin önünü kesmek için her yola başvurdu. Etkin yurtsever kişilere Siverek ve Hilvan’da yöneldi. Devrimci hareketlere yöneldi, Ferit Uzun gibi gelecek vaadeden kadroları katletti, KUK ile Tekoşin ile çatışmasında birçok yurtsever katledildi. Kürdistan’daki bütün sosyalist yurtsever örgütlerle çatışmalar içine girdi, teşhir ederek düşman saflar olarak belirledi. Bugüne kadar Hiçbir Kürt partisiyle ittifak ederek ortak inisiyatifler geliştirmedi. Güney Kürdistan’da aynı rolü oynamaktadır. Birinci Körfez Savaşında, Güneyli güçler kimyasal silahlarla yok edilmiş Suriye ve İran’da mülteci duruma düşürülmüşken, PKK bölgede silahlı güç bulunduran bir güçtü. Savaştan sonra 1991’de Kürtler topyekün ayaklanırken PKK ayaklanmaya karşı tavır koydu ve Saddam’la yaptığı anlaşmaya bağlı kaldı. Baas güçlerinin saldırısı karşısında direnmeye çalışan Kürt güçlerine yardım etmedi, aksine dağılan halktan silah mühimmat topladı. Uluslararası güçlerin yardımıyla 36. paralelin kuzeyine yerleşen Kürtlerin oluşturduğu yerel hükümete parlamentoya ve ulusal ittifaka karşı tavır aldı, Botan Behdinand Savaş Hükümeti’ni kurdu. Güney Kürdistan’a ambargo uyguladı. Güneyli güçlerle 1992 savaşını yaptı. Hep güneyli güçleri teşhir etti ve karşı tavır geliştirdi. Bugün de Kürdistan’ın birliği için herkesin göstermesi gereken özeni, ihtiramı fedakârlığı göstermez. Birliğin kendi denetiminde gerçekleşmesini savunur, olmazsa o birliği dağıtır. Silahların Peşmergeye verilmemesi için propaganda ve eylem yapmaktadır. En çok kendisi demokrasiye muhtaçken herkese demokrasi dersi verir, her kavramın başına bir demokrasi kavramı takar. Kürdistan halkının çıkarlarını değil, Öcalan’ın ve ekibinin çıkarları öncellenir. Öcalan ve ekibi Bağımsız Kürdistan’ı çöpe atarak, Kürdistani güçlerle değil, sömürgeci devletlerle ittifak ve gelecek arıyorlar. Taşeron olarak sömürgecilerin beşinci kolu olmak istiyor. Öcalan psikolojik savaş taktiklerini çok iyi kullanıyor. Öcalan belirsiz kavramlarla, yanlış ikilemlerle, kişilik belirlemeleriyle, kendi mantığını kişiliğini gündemini dayatarak PKK’li kadroların beyinlerini esir almış, emekçi kadroları kişiliksiz itaatkar müritler konumuna getirerek kendisini ulu,ulusal büyük önder konumuna getirmiştir. PKK içinde kendi deyimiyle yaratıcı özgür düşünceli kimseyi bırakmamıştır. Yine kendi deyimiyle en büyük savaşını Kürt milliyetçilerine karşı vermiştir.
Ortadoğu toplumları ümmet, cemaat toplumlarıdır. Bu toplumlarda ahlak, din, örf cinsellik, korku, öfke, kin, kuvvet-güç vs. gibi bilinçaltı güdüleri yönlendirici güçtür. Siyasi oluşumlarda ve kadrolarında da bu olguları görmek mümkündür. Siyasi oluşumlarda toplumsal oluşumlara uygun olarak cemaat veya bölgesel çaplara denk düşer, aynı programlara sahip olmalarına rağmen, birbirleriyle çatışan güçler konumuna gelmektedir. Parti çıkarları ulusal çıkarlar önüne çıkarılmaktadır. Bu durum düşmanın içimizde psikolojik savaş yürütmesini kolaylaştırmaktadır.
Düşmanın psikolojik savaşına karşı kısa ve uzun vadeli tedbirler almak gerekir. Kısa vadeli olarak bağımsız düşünme, bilgili olma, düşmanın yarattığı değerler ve etki alanı dışında düşünme, sorgulayıcı olma, gücün sihirli etkisi ve kitle psikolojisinin etkisi dışında düşünme, bilgi filtresini güçlü tutma, yani beylik kelimeyle uyanık olmak gerekir. Bilgiyi ve bilimi temel almaktır. Ama her şeyden önce kendi doğruları olmalı, programı, ilkeleri duruşu ve mantık bütünlüğü yani tutarlılığı olmalıdır. Düşmanın hatalarını yanlışlarını söyleyerek kendisine yer arayan, ona göre pozisyon alan yani kısaca tepki hareketi her zaman doğruya tekabül etmez. Türkiye sosyalist hareketleri Perinçek ve M.Belli’nin tezlerine karşı tepki hareketleri olarak çıktı. Tepki hareketlerini yönlendirmek çok kolaydır. İstenen istikamete sürüklemek için tersinden bir etki verilir. TC, Konya Ankara’nın doğusundadır dese, tepki güçleri batısında arar. Oysa Konya Ankara’nın ne doğusunda ne de batısındadır, güneyindedir. Yani bir yanlışın karşıtlığı her zaman doğru değildir.
Özellikle günümüzün tekniği ile yanlış yönlendirme ve psikolojik savaş teknikleri çoğalmıştır. Birçok örnekten iki tanesini verelim. 1- internette TV ya da sinemalarda gösterilen filmlerin bir saniyesinde 24 kare vardır yani insan gözü bir saniyede ancak 24 kare algılayabiliyor. Ancak birçok filmde 25. kare ekleniyor ve göz bu kareyi algılamıyor ama insan farketmeden beyin- bilinçaltı bunu alıyor. Bu kare şirket reklamları ya da devletin vermek istediği bilgiyi içerir. Bununla kişinin davranışlarını arzularını yönlendirir. Sık tekrarlanırsa bilinçaltı bozuk davranış ve giderek bilinçaltı kişilik oluşur. Bunu bir filmi kompütüre yükleyerek ve manuel olarak bütün karelerini tarayarak anlayabiliriz. 2- yine CD’ler radyo tv, telefon vs. aletlerde insan kulağının duymadığı ama beynin algıladığı, frekanslarda propaganda ve yönlendirmeler vardır. Bunları duyarlı frekans ölçme cihazlarıyla anlayabiliriz. ABD bu teknikleri Irak savaşında çok iyi kullanmıştı.
Sanal dünyadaki bu manipülasyonlar, bütün dünyada yasaklanmıştır. Türkiye’de de 3984 sayılı kanunun 20.md. ile sözde bu gizli yönlendirmeler yasaklanmıştır. Ancak bu yasak reklam şirketlerine uygulanmakta ve denetleyici bir kuruluş da yok. Kamu kuruluşları, MİT, Ordu bu teknikleri sınırsızca kullanmaktadır.
Bütün bu karşı propaganda ve yönlendirmelere karşı, gelişmeleri doğru aktaran, halkını doğru bilgilendiren haber ve bilgi kaynaklarına acil ihtiyaç var. Başka türlü kuzey Kürdistan’daki bilgi kirliliği ve yanlış yönlendirmelerle şekillenen siyaseti ve davranışları doğru zemine çekmek zordur.
4 Eylül 2014

Kaynak: http://www.alayekiti.com

(Aşağıdaki yazıyı da aynı yazar ve kaynaktan aktarmamızın nedeni güncel bir yazı olması….Vejin Notu)

KARAR ZAMANI

Davut Kurun

Kürd ulusunun kendi kaderini tayin etmeye karar verdiği, Kürdistan’ın bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkma iradesine karşı Orta-Doğu’nun gerici egemenleri topyekün savaş açtılar. Bir taraftan ırkçı faşizan Kemalist ve Baasçı devlet ve yedeğindeki güçleri, diğer taraftan Şii , Sünni-Vahabi ve türevleri gibi siyasal islamın paramiliter güçleri, Kürdistan halkının demokratik ve laik güçlerine saldırıyorlar.

IŞİD ya da yeni adı ile İD sadece tetikçi bir güçtür. Patronları, dini kendi amaçları için kullanan Türkiye, İran, Suudi, Filistin, Katar, Suriye, Irak gerici konsorsiyumudur. Bu savaşın sonucu Kürdistan halkının ve IŞİD ve efendilerinin kaderini belirleyecektir. Ya Kürdistan halkı zafer kazanır bağımsız bir devlet olarak dünya milletleri arasındaki yerini alacak ve İD ve efendisi güçleri tarihin çöplüğüne atarak demokratik ve laik bir Ortadoğu sürecini başlatacak, ya da Ortadoğu’nun karanlık ve kölelik dönemine gömülecektir.

Biz haklı bir davanın savunucularıyız. Doğru ve adaletin tarafıyız. Tarihin gelişimine çağdaş değerlere, bilimi temel alan laik ve demokrasiye bağlı dünya halkları ile aynı cephedeyiz. Bu topyekün gerici saldırıya karşı dört parçadaki Kürdistani güçler ortak bir savunma hattı oluşturma çabasındayız.

Kürd, Asurî, Ermeni, Türkmen olarak, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi olarak, Êzidi, Kakai, Şebek, Alevi, Şii, Süni olarak, bir bütün Kürdistan halkı, özgür yaşamı canımızı, onurumuzu, vatanımızı korumanın bedeli ne olursa olsun vermeye hazır olduğumuzu herkes görmeli ve buna göre bize karşı konumlanmalıdır. Özgür yaşam, uğruna ölmesini bilenlerindir, kölece yaşam uğruna ölmesini bilmeyenlerindir. Özgür yaşam uğruna ölünecek kadar güzeldir. Her Kürdistanlı bu kader savaşında yeteneği ve gücü oranında yer almalıdır. Unutulmamalıdır ki, herkes katkısı oranında kaderine hükmedebilir. Her siyasi güç yapacağı katkı oranında gelecekte söz ve karar sahibi olacaktır. Gerisi teferruattır.

Bu savaşta, bütün Kürdistani askeri güçler tek komuta emrine ve Kürdistan Bayrağı altında yer almalıdır. Bütün maddi imkanlar tek merkezde birleştirilmeli ve Uluslararası ilişkiler Kürdistan hükümeti ile koordineli olarak sürdürülmelidir. Duyarlı herkese ve Kürdistani siyasi güçlere çağrımdır. Bağımsız Kürdistan ve özgür yaşam için bu savaştaki yerinizi aktif olarak alın. Kürdistan’ın her parçasında ve diasporada yapılacak her katkı her çaba zafere katkıdır.

Hayatını Kürdistan davasına adayan, 64 yaşında biri olarak, Bağımsız Kürdistan’ı görmek için, yapacağım hala bazı şeylerin olduğuna inanıyorum. Umudum her zamankinden daha canlı. Kürdistan’daki sivil halka, Êzidi halkımıza, dini topluluklara yapılan vahşete karşı öfkem ve kinim mantığımın önüne geçse de, insanlığı, adaleti,  bilimi elden bırakmamaya çalışacağım.

20.08.2014

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: