… Goran Hareketi Çağrısı, Birde; Kemalist Kalemşörlere İlham Kaynağı Oldu!

6 02 2011

Vejin Haber Yorum/ Son günlerde sanal basına da yoğun olarak yansıyan Federe Kürdistan’da ki; Goran Hareketinin yapmış olduğu ”isyankar” çağrısı, Federe Kürdistan’da son yapılan  seçimlerle, halkın çoğunluğunun  iradesi olarak seçilen Federe Kürdistan hükümetine karşı, siyasal bir çizgide toleranslı, doğru, muhalif bir irade göstermemenin ve de  demokratik muhalif tutumdan uzak  bir tavır olarak  yansımıştır.


Bir nevi tarihin trajik cilvelerinin izdüşümü olarak yansıyan, ayakta alınan bu tür Jakobenci feci  kararlar, bu kararların çağrısı olarak basına verilen deklarasyon,  ezilen Güney Kürdistan halkları kadar yeryüzünde Kürt yurtseverliği taşıyan, bütün Kürtlerin kalbinde istisnasız hoşnutsuzluk yaratmıştır.  Çünkü; Federe Kürdistan’da her ne kadar çok ciddi sorunlar, hükümet güçlerini ağır bir sorumsuzluk ithamına muhatap ediyorsa bile, siyasal özgürlükler konusunda kişi diktatörlüğüyle yürütülen bir ortama tekabül etmediğini, son yapılan seçim katılımlarında ve seçim çalışmalarında ve de sık sık oralara ziyarete giden bağımsız kaynakların aktardığı değerlendirmelerinde gördük/görüyoruz.

Ezilen Kürdistan’lı halkların çıkarlarını kendine siyasal amaç yapan, hiçbir siyasal hareketin kaosa ve dış saldırılara ortam sunacak, kendilerince ‘’haklı’’ siyasal çıkar lüksü olamaz. Çünkü, Federe Kürdistan parlamentosu bazında, siyasal muhalefet yapmanın koşulları vardır. Bu koşulların genişletilmesi halk isyanına yol açmadan da elde edilebileceğinin şartları da ordadır ve vardır. Bu şartları görmezlikten gelerek atılacak her hangi bir adım, niyetler ne kadar temizde olsa, sömürgeci komşu rejimlerin olası stratejik planlarına, objektif olarak hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır.  Zira bu vesileyledir ki; biz aşağıda aktaracağımız yazıyla bu belirlememizi ne kadar haklı çıkaracağının kanıtı olarak izleyicilerimize sunarken, izleyicilerimizi de insani bir düşünceye davet etme algısıyla, aşağıda aktarılan yazıda, bir çok derinliğine  komplocu düşüncelere çıkan belirlemeleri siyah italikler olarak daha görseleştireceğiz/belirginleştireceğiz.

Her fırsatta Federe Kürdistan Bölgesinde ki olumlu siyasal gelişimleri, – kendi deyimleriyle Kuzey Irak’ta- Kürtlerin devletleştiğiyle yorumlayarak, Türk Ordusunun müdahale etmesinin şart olduğunu ortaya süren, bunun için; Türk halkının bilinç bünyesine yerleştirilen, milliyetçi gerici söylemleri törpüleyerek, Kemalist Yayın Ocaklarından Oda tv, ne hikmetse GORAN hareketinin İsyankar çağrısına yer yer arka çıkıp, çok ilginç bir tavırla ve ”Türk Devletinin Yetkinler Topluluğuna’’,  ‘’gazeteci” gözlemleriyle siyasal telkinlerde bulunduğuna tanık oluyoruz.

Oda tv’nin bu tavrı; bayram değil seyran değil, bu Kemalist gerici odakların kalemşörleri bizi neden öpüyor cinsindendir.  Biz, dediğimizde, bunu; bizden çok, Goran Hareketinin yöneticileri düşünmelidir, Besbelli ki. 

Yazıyı kendilerinin yayınladığı resimle birlikte olduğu gibi Oda tv’den aktarıyoruz:

 

MISIR ATEŞİ KUZEY IRAK’A DA SIÇRAYACAK MI

Barzani panikte

Tunus ve Mısır’dan sonra diğer Arap ülkelerine de yayılması beklenen yönetim karşıtı halk isyanları, Irak’ın kuzeyindeki Barzani Yönetimi’ne muhalif olan Kürt siyasi partilerini ve halkı da harekete geçirdi. Muhalifler, Kürt Bölge Yönetimi’nin ve Barzani’nin istifasını istedi. Mısır’a odaklanan Türk medyası, Kuzey Irak’ta yaşanan ciddi gelişmelere nedense ilgisiz kaldı.

ABD’nin, Körfez Savaşı (1991) sırasında ve sonrasında Saddam rejimine karşı kullandığı KDP ve KYB’ye, mükâfat olarak Kuzey Irak bölgesini altın tepsi içinde sunduğu biliniyor. Bölgeyi 20 yıldan beri yöneten Mesut Barzani ve Celal Talabani aileleri ile KDP-KYB yöneticilerinin haksızlıklarına, yolsuzluklarına, kaçak petrol satışı ile haksız kazanç elde etmelerine, peşmerge ve polis güçlerini halk üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmalarına, muhalif kesimleri sindirmelerine, özgürlükleri kısıtlamalarına, adaletsizliğe, yoksulluğa, işsizliğe vs. çözüm bulamamalarına tepkili olan çok geniş bir kitle var.

Bölgedeki İslami ve sosyalist partiler, dil ve kültürel hakları verilmeyen Hewrami, Kakayi, Sabii, Şebek gibi etnik gruplar, Hıristiyan Asuri, Süryani ve Keldani azınlıklar, Dohuk bölgesinde Kurmanci eğitim hakkından mahrum bırakılan Kürtler, Baas Partisi yanlısı (cahş) olmakla suçlanan Kürt aşiretleri, KDP-KYB mensubu olmayan yoksul halk yığınları, ayrıca bölgedeki Arap ve Türkmen kitleleri de KDP ve KYB’nin feodal totaliter iktidarından rahatsız.

Tunus ve Mısır’daki tepkilerden esinlenen Irak/Süleymaniye merkezli Goran (Değişim) Hareketi, bu fırsatı kullanarak 30.01.2011’de yayınladığı bir bildiri ile halkı ve tüm muhalif partileri, demokrasi talebiyle Barzani-Talabani yönetimine karşı ayaklanmaya çağırdı ve hükümetin istifasını istedi.

2007’de kurulan ve Temmuz 2009’da yapılan seçimlerde Erbil’deki Kürt Parlamentosu’na 25 milletvekiliyle girmeyi başaran Nevşirvan Mustafa liderliğindeki Goran Hareketi, Irak Parlamentosu’nda da 8 üye ile temsil ediliyor.

İŞTE O TALEPLER

KDP-KYB ittifakına karşı en etkili muhalif parti olan Goran Hareketi, kendisine ait KNN TV ile Rojname gazetesi ve internet sitesinde yayınladığı bildiride, 7 maddeden oluşan öncelikli taleplerini şöyle sıraladı:

“1. KDP ve KYB’nin, hükümet, parlamento, yargı, emniyet ve peşmerge güçlerinden el çektirilmesi,

2. Emniyet ve peşmerge güçleri ile Parastın (KDP) ve Zanyari (KYB) adlı istihbarat örgütlerinin siyasetten arındırılması,

3. Mesut Barzani’nin görevinden ayrılması ve Bölge Başkanlığı seçiminin şaibesiz bir biçimde yeniden yapılması,

4. KDP ve KYB hükümetinin feshedilerek, yerine teknokratlardan oluşan yeni bir hükümetin kurulması,

5. Kürdistan Bölge Parlamentosunun feshedilip, 3 ay içinde şeffaf bir şekilde seçimlerin yapılmasının sağlanması,

6. KDP-KYB yöneticileri ve hükümet yetkilileri tarafından el konulan mal ve mülklerin halka iade edilmesi,

7. Kürdistan Bölge Anayasası Taslağının geri çekilmesi ve bu taslağın oluşturulacak yeni parlamentoya havale edilmesi.”

Söz konusu bildiride, “KDP-KYB hükümetinin yozlaştığı ve artık halkı temsil etmediği” de vurgulanarak, bölgedeki siyasi çevrelerin ve halkın, Goran Hareketi’ne destek vermesi çağrısında bulunuldu.

Goran Hareketi’nin bildirisinin yayımı sonrasında, Süleymaniye’deki Saray meydanında toplanan bazı grupların, KDP-KYB hükümeti aleyhine sloganlar atıp gösteriler yapması üzerine, endişeye kapılan Mesut Barzani, Parlamento Başkanı, Başbakan, Bakanlar, emniyet ve peşmerge güçleri sorumluları ile Erbil/Selahaddin’deki makamında olağanüstü bir toplantı düzenledi. Toplantıda, önlemler için bazı kararların alındığı yönünde KDP’ye ait “Peyamner” sitesine haberler yansıdı.

Bu arada, Kürt Bölge Yönetimi’nce yayınlanan bildiride, Goran Hareketi, “Provokatör, kışkırtıcı, darbeci” olmakla, “Bölgede istikrarı bozmak için, diğer ülkelerdeki durumdan avantaj sağlamaya çalışmak”la suçlandı.

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ARTIRILDI

Öte yandan, Süleymaniye Emniyet Müdürlüğü’nce halkın olası gösterilerine ve yağmalamalara karşı, 31.01.2011 itibarıyla KYB yöneticilerine ait işyerleri, şirketler, bankalar ile resmi kurum ve kuruluşların önünde güvenlik önlemleri alındı. Ranya, Halepçe ve

Derbendihan ilçelerinden takviye amaçlı olarak Süleymaniye şehir merkezine polis ve peşmerge güçleri kaydırıldı. Bu arada, Erbil Emniyet Müdürlüğü de olası protesto gösterilerine karşı önlem olarak Süleymaniye plakalı araçların Erbil’e girişini yasakladı.

Kuzey Irak’ta ortam gergin ve fokur fokur kaynıyor. En ufak bir kıvılcımın bölgeyi cehenneme çevireceği kuşkusuz. Mısır’daki ateşin yayılıp Yemen, Ürdün ve Suriye’yi de sarması halinde, Kürt muhalefetinin direnişi karşısında ABD-AB destekli Barzani-Talabani iktidarının dayanması çok zor. Goran Hareketi’nin yanı sıra, Türkiye’ye yakın bir duruş sergileyen Kürdistan İslami Birliği ile İran yanlısı Kürdistan İslami Cemaati de bölgede güçlü bir halk tabanına sahipler.

Birer siyaset cambazı olarak bilinen Barzani ve Talabani’nin Türkiye için gerçek dost olup olmadıkları tartışılır. PKK terör örgütünün 1983’ten beri ve halen bölgede barınması, onlarca örgüt kampının tesisi, KDP ve KYB’den maddi-manevi destek alınması, örgütün Avrupa kadrolarının Erbil ve Süleymaniye havaalanları üzerinden Kandil, Gara, Hakurk, Haftanin, Hinere ve diğer kamplara intikalleri, Kürt Bölge Yönetimi’nin denetimindeki alanlarda eğitilen terörist grupların Türkiye’ye aktarılması vb. gerçekler de ortada.

Diğer taraftan, her iki liderin Türkiye’ye yönelik hasmane tutumundan da kamuoyu haberdar. Yakın geçmişte, Mesut Barzani’nin “Eğer Türkiye Kerkük’ten bahsederse ben de Diyarbakır’dan bahsederim. Kerkük toprağı Türk askerlerine ancak mezar olur” dediği, keza Celal Talabani’nin de “Türkiye’ye değil bir PKK üyesini, bir kedi bile teslim etmem” diye beyanatlar verdiği hâlâ hafızalarda. Mısır’daki halk direnişi, Ortadoğu genelinde ve bu arada yanı başımızdaki Kuzey Irak’ta da birçok gelişmeye gebe gibi görünüyor. Hayırlısı diyelim.

Sinan Sungur

Odatv.com

Reklamlar

İşlemler

Information

One response

18 03 2014
ekomite

KÜRDİSTAN’DA HALK OYLAMASI!

 
Kürt halkının kendi iradesini kullanarak kaderini belirlemesinin zamanı geldi.

Kırım, Katalanya ve İskoçya halklarının kendi kaderlerini belirlemek için referandum kararları almaları, Kürt halkının da yolunu açmaktadır.
Kırım halkı kendi geleceğini özgür seçim ile belirledi. Diğer halklar ise önümüzdeki dönemde Referanduma gidecekler.

Kürdistan bu sürecin dışında kalamaz. Kürtler kardeşlik ninilleri ile uyutulamaz…Sistemin bilinen klasik Kürt politikasının hiçbir şekilde değişmeyeceğinin belgeleri Osmanlıcılığa soyunan Erdoğan’ın son söylemleri ile kesinlik kazandı…İslamcı Irkçı devletin bütün stratejisini Kürtlerin tasfiyesi üzerine kurduğu, artık herkesin gördüğü bir realitedir. Türk devletinin varlık nedeni olan ‘tek devlet, tek bayrak, tek millet ve tek vatan’ gibi ırkçılığın ana ilkelerini oluşturan noktalarda; hem Kemalist rejim artıklarıyla hem de bugün devlete egemen olan İslamcı güçler arasında tam bir ittifak var. Sistemin bütün kuvvetleri arasında küçücük farklılıklar olması, stratejik buluşma noktalarını ortadan kaldırmıyor. Madem kardeşiz neden Kürtlerin ulusal değerlerine, bayrağına, diline ve kültürüne saygı gösterilmeden bu türden ırkçı ”teklemelerle” düşmanlık devam ettiriliyor.

1 Milyon civarında bir nüfusa sahip Kosova’ya referandum hakkı tanındı, Kırım halkının öz iradesi ve demokratik seçeneği ise savaşla tehdit ediliyor…Kırım referandumu benzeri bir seçimi 40 milyonluk Kürt halkına fazla görüyorlar!
Bu türden sahtekarlık, nankörlük ve haksızlık devam ettiği müddetçe dünya barışı tehlikededir !

Kırım halkının kendi geleceğini belirlemek için halk oylamasına başvurması Kürt halkı için demokratik bir örnektir. Kosova’ya bağımsızlık isteyenler, Kırım halkının isteklerine karşı çıkmamalı ve Kürdistan’da da böylesine bir demokratik halk oylamasının gerçekleştirilmesini savunmalıdırlar. Kosova halkının bağımsızlığını NATO olarak savaşa girerek dayattılar. Kosova’lılar insan da, Kırım ve Kürdistan halkları insan değilmidir? Bu türden aşırı iki yüzlü politikalarla dünya barışı korunamaz…!

Kürdistan halkı, bu şekliyle tamamıyla tabii olan bir yöntemle, kendi yaşam sahasında, kendi geleceğini belirlemek için özgür bir halk oylamasının kaçınılmazlığını iradi olarak kavramalıdır. Bu halk oylaması, Kürtlerin ayrı bir millet olmalarından kaynaklanan doğal bir zorunluluktur: her millet kendi geleceğini daima kendisi belirler.

Irak ve Suriye’deki durum, TC’nin statükocu Kürt politikasının açmazı, Kürt düşmanı ırkçı Kemalistlerle dinci AKP arasındaki yeni flört süreci, Kürtler açısından tamamıyla yeni ve büyük tehlikeler arzetmektedir. AKP, Kürdistan’da katliam yapan bütün çeteleri kendi koruması altına almaktadır. Bu haliyle AKP, çözme değil, öldürme yolunu seçmiştir. Türkiye, Osmanlı ve Arapların 1000 yıldır kullandıkları ”Kürdistan” kelimesinden öcü gibi korkmakta ve bu kelimeyi yasaklamaya devam etmektedir: en son örneği: “Kürdistan” kelimesi, AKP, CHP ve MHP’nin ortaklaşması ile TBMM Genel Kurulu’nda bütçe için oluşturulan kitap ve kataloglardan çıkarıldı. İktidar bloğunu oluşturan kuvvetlerin arasında yaşanan yarılmanın açık ve sert bir çatışma halini aldığı mevcut süreçte, Türban dağıtan CHP başta olmak üzere Kürt düşmanı düzenin diğer büyük aktörleri dümene geçme sırasının kendilerine gelebileceği ihtimali ile ellerini ovuşturuyor. Düzen cephesindeki tüm bu aktörler, aynı role taliptir ve ırkçı İslamcı düzenin ihtiyaçlarına en iyi kendilerinin yanıt vereceği ortak iddiası ile yarışa girmişlerdir.
Cumhurbaşkanı, hükümeti, muhalefeti, ordusu, polisi, yargısı bir bütün olarak Kürtlerin tasfiyesinde anlaşmış durumdalar. Devletin yeni stratejik konseptine paralel olarak düzenlenen Milli Güvenlik Siyaseti
belgesinin merkezinde Kürtler bulunuyor. Şu an Türkiye’de Erdoğan’ın inisiyatifinde, her gün onlarca insan tutuklanıyor ve yakında Kürt illerindeki statlar açık cezaevine getirilirse şaşmamak gerek.
İyi polis, kötü polis senaryosu Kürtleri kandırmak içindir. Kürtlerin bu ülkelerin eğemen güçlerinden bekleyebeilecekleri herhangi bir çözüm sözkonusu değildir. Bu durum dolayısıyla, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı için Kürdistan’ın dört parçasında referandum yaparak, özgürce, kendi geleceğini kendisinin belirleme hakkını kullanması zorunluluk halini almıştır.

Dünyada bugünkü koşullarda bir milleti zorla parçalanmış halde tutmak olanaklı olmadığı gibi; iki ayrı milleti de bir sistem içinde zorla tutamazsınız. Almanya, parçalanmış bir ülke ve millet halindeydi, soğuk savaştan sonra birleşti. Çekoslovakya federal bir devletti, Çek ve Slovakya şeklinde barışçıl şekilde iki devlet şeklinde örgütlendi. Kürt Milleti parçalanmış bir millet, Kürdistan parçalanmış bir ülke. Bu durum sonsuza kadar devam edemez. Kürtlerde millet olarak artık bağımsızlık ve birliklerine kavuşmalıdırlar.

Kendi kaderini tayin hakkı”nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda alınan üç ayrı kararla güvence altına alınmasına rağmen TC Hükümetleri ile oyunlar oynamanın gereksizliği meydandadır. Kaldı ki bu hak ayrıca uluslararası mahkemeler tarafından da kabul edilmiştir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (CSCE) 1975 yılında Helsinki, 1993 yılında Paris, Birleşmiş Milletler’in 1993 yılında Atina’da düzenledikleri konferanslarda kendi kaderini tayin hakkının en merkezi insan hakkı olduğu, temel insan hak ve özgürlüklerinin yaşama geçirilmesinin temel koşulunun bu hakkın tanınmasından geçtiğini vurgulamışlardır.

Belirtilen sözleşme ve alınan kararlara rağmen Kürt halkının en temel haklarının inkar edilmesi, Kürtlerin, bin bir yalan ve dolanla oyalandırılması kaybedilen zaman olarak görülmelidir.

Kurdistan’ın büyük bir bölümünün bulunduğu Türkiye’de Kürtlerin varlığı neredeyse yüz yıldır inkar ediliyor.
Kemalizm adına Kürtlerin kaderini tayin etmiş bulunan İsmet İnönü, 12 Aralık 1922 tarihli Meclis oturumda, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir. Çünkü Kürtlerin gerçek ve meşru temsilcileri Millet Meclisi´ne girmiştir…” demiştir.

Aynı İnönü, Ankara’nın Kürt milletvekillerine gelince, onların nasıl seçilmiş olduklarını çok iyi biliyordu…O dönemde halkoyu ile seçilmiş tek milletvekili varmıydı? Bütün bu insanların doğrudan doğruya atanmış oldukları ve bunların çoğunun Türkçe bilmedikleri için Meclis’in çalışmalarına katılmadıkları herkesçe bilinmektedir.
Nasıl oluyorda ”Kürt iradesini temsil eden kardeşler” aynı dili konuşamıyorlardı?
Aynı yaygaraları şimdi de AKP ve diğer TC temsilcilerinden duymaktayız. İçlerindeki Kürtleri bahane ederek, kendilerinin anlamadıkları bir dili konuşan bu bizar kardeşlik oyunlarına devam ediyorlar.
Sahte Kürt İsmet paşa öldü, Kürtlerin ulusal, politik ve kültürel hakları hala yok. Örneğin kendi dillerinde okuma hakları yok, Kürt isimler yasal sayılmıyor, Kürt toprakları Türk malı diye dayatılıyor…

 
KÜRTLER KİMİNLE KARDEŞ OLDUKLARINI KENDİLERİ BELİRLEMEMİŞLERDİR!.

Bilindiği gibi I. dünya savaşının sonunda Kürdistan toprakları Kürt halkının rızası dışında dört parçaya bölünüp, her bir parçası ayrı bir yabancı egemenliğe teslim edilmişti. Kardeşlik yalanları ile çizilen sınırlar ile Kürdistan ve Kürt Halkı parçalamış, Kürdistan Halkına demokratik bir ülke ve devlette birlikte yaşamaları için gerekli şartlar ortadan kaldırılmıştır.
 
a- Kürtler, nereden bölündüklerini bile bilimiyorlar, sınırları kendileri çizmemişlerdir. Çoğu Kürt ailesi içki masalarında çizilen sınırlar yüzünden, tel örgülerce bölünmüştür. Ailenin bazı fertleri Irak, bazıları ise Suriye tarafında kalmıştır.
b- Bölenler, şimdiki sömürge valileri değil, batı devletleri idi. Yani ingiliz ve Fransızlar Kürtlerin kiminle kardeş olmaları gerektiğini Kürtler’den bağımsız olarak belirlemişlerdir!

Birinci Dünya savaşı’ndan sonra Milletler Cemiyeti’ni kuran ülkelerin Kürtlerin taleplerine karşılık vermedi, aynı tutumun İkinci Dünya savaşı’dan sonra kurulan Birleşmiş Milletler tarafından da sürdürüldü. Bu yıllarda Asya, Latin Amerika ve Afrika’da büyük değişiklikler olup 67 yeni devlet kurulup, cemiyetlerce tanınırken, onlarca halk teker teker bağımsızlıklarını kazanırken, Kürdistan’da bir şey değişmedi ve Kürtler’e statü verilmesine amansızca karşı çıkıldı.

Bugün Dünyada 208 devlet var. Bunlardan 193’ü Birleşmiş Milletler’in üyesi. BM denilen insafsızlar birliği, Kosova’yı bağımssız devlet yaparken, işlerine gelmeyenleri ise başkalarına bağlıyorlar…Kürtler hala statüsüz…
Bugünkü TC hükümeti de bunu örnek alarak Kürtlere insanca bir statü vetrmeye yanaşmıyor!
Yabancı devletlerce çizilen sınırlar içerisinde, tanımakdıkları kardeşilerini bulan Kürtler, sömürge valilerince acımasızca ve cok insafsızca katliamlardan geçirildi. Kürtler tarafından buna karşı görkemli çıkışlar olmasına rağmen başarı sağlanamadı.Kürtlerin biribirlerine gidiş gelişleri engellenemeyince,Zahodan Hataya kadar araya tel örgüler çekilmiş, sığınaklar kazılmış,askeri gözcü kuleleri dikilmiş bu da yetmeyince mayın tarlaları döşenmiştir.
İran, Irak, Suriye ve Türkiye, Kürtlerin dostu değil, düşmanları olduklarını ispatlamışlardır.
Şimdi bu şekliyle, Kürt Halkı dört devlet tarafından eziliyor, bugün, oluşan şartlar altında, bunlara kendisini sonsuza dek ezdirmeme sinyalini birleşerek vermelidir…
Kürt halkı; dört ülkede kardeşlik adı altında, kendisine düşmanlık yapan bu işgalcilerle beraber yaşayamaz. Bunun maddi temelleri ortadan kalkmıştır.
Birlikte yaşama yüzyıllardan beri deneniyor,yeniden fantaziler kurmak, insanları kandırıp, başka dilden masallar uydurmak abes kaçmaktadır. TC ve diğer 3 devlet yeterli zamanlarını kullandılar, sonuç tam bir fiyasko olduğuna göre daha fazla zaman geçirmemek gerekir. Kürt halkı 4 devlet tarafından kardeşçe değil, düşmanca muamele gördü. 4 devletin ortak zulmüne karşı birleşik Kürdistan olarak mücadele etmek başarılı olmanın ana şartıdır. Kürtlerin birliği zafer için kaçınılmazdır.
 
ETNİK TEMİZLİĞE KARŞI OTONOMİ VEYA BAĞIMSIZLIK!

Kürtler, bugün kendilerini işgal altında tutan ülkelerle birlikte mi yaşamak, yoksa ayrı bir devlet kurmak istediklerini belirleyebilmek için Birleşmiş Milletler gözetiminde Kürdistan’ın dört parçasında bir referandum yapılmasını şart koşmalıdırlar. Bu, demokratik anlamda tek yoldur. Kürtler, Kürdistan’ın Kuzeyinde ve diğer parçalarında, diğer milletler gibi kendi kaderlerini kendi elleriyle tayin etme, Kürdistan’da hükümran olma haklarına sahiptir. 

Türkiye ve diğer müteffikleri böylesine demokratik bir referanduma karşı çıktıkları müddetçe bağımsızlık talebi tekrarlanmalıdır. Hala Irak adını taşıyan kağıt üzerindeki devlette kalan Güney Kürtleri bağımsız bir Kürdistan devleti ilanına geçebilirler, bu kıvılcım diğer 3 parçayı hemen harekete geçirecektir. O zaman AKP’nin sahte açılım, süreç gibi yalanları da çöpe atılacaktır.

 
Referandum için hazırlık komitesi adına : SAMİ AKTAŞ, BEDRİ ENGİN, VEDAT KONAK, SEVDA SUNER
 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: