Mustafa PUSA, Fatma TEMEL, Çetin GÜNGÖR ve Mehmet ŞENER YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ.

6 11 2008

SELAM DURURUM SANA ŞENER


 

mehmet_sener_arsiv_00041mehmet_sener_arsiv_00021mehmet_sener_arsiv_00741

Sidar/// Kirpiğınde bir çığ tanesiydi

güneş,

Mercandandı rüzgar ilim-ilim koynunda

Kasketli bakışından yağmurlar küstü Savura-savura yüreği kavrulan külden

Yaralı veda günü söndu can ümitler

Gün ağırınca.

Arkadaş ıslıklarında sesin aydınlıkta

Nöbet tutmuş sokaklar

Alacakaranlıkta kör dünya

Kan kayıp, Can kayıp

Susmuş yarab bülbüller

Küserek sümbüller

Bir o kadar perişan bugün güller

Artık rastgele ebruli hatıralara

Suluboyadan dilendi hayat bir tafra

Füsnükarlaşmış zaman

Günahlarımız çırıl-çıplak,

Kaos oldu senden sonra geçen yıllar

Tenhalarda demleniyor bendeki sızı

Vaktin çok ama çok tezdi

Demir aldığın bu güvertedeki seferdeDenizdir içimde iki gözüm iki karabulut

Fırtınamın adı yok.

İhanetti senden korkan

Yine kahpe aha o kurşunlar

Kalmadı reva bağları dizimin Yürekler arası bin-bir uçurumlar

Ruhunu çarlığa hak diye satmış bizim mebla

Aç göz olunca doymaz insanın mayası

‘’Meşeboro’’ cigarasını nasılda tellendirdiğini unutmadım.

Su karası gözlerinde bir MAZLUM vardı Derinden derine…

Başakların göğe ererdi Botan dağlarında

Zerendendi taç yaprakların nergizin tohumundan

Sana baharı kutlamaya gelirdi mevsimler Eflatun yaldızıydı geceler sende müsemma

Yüzünü sürdüğün amed zindanlarına bakıyorum şimdi

Kulaklarımda hala o direnişlerin sesi

Of… ne yamandı o günler

Kar kapamış yollarda

KEMAL ve HAYRI ‘ yi anıyorum seninle

Bir küçük çocuğum ben bugünden sonraki dünlerde

MAHSUM ‘ un paltosu altında gizlendigim o geceyi anımsadınmı

Raman Sinemasında izlerken REŞO AĞA`yi

Kahrolası gözlerim doldu yine ŞENER bağışla

Kimseyi acıtmayan gençliğimizde

Çok yürekliydi belediyemiz EDİP ‘ le

Kan kustursaydı da komser TEMELO devrimciydik

Şıvan’ nın türküleri halaylarımızdı düğünlerde

Cengiz Topel ilk okulu duvarı ne sırlar saklardı sizin evde

Ya o kulubeye ne demeli varmı hala bilemiyorum

ENVER ile gece polislerden kaçarken nasılda saklamıştı baban bizi

Hayat o kadar insafsız

Harp edilen ateş şaheser ve nasıl ilkel hayret

Senki devrimin tabibi

Oydun tutkusu olmayan kibirin

Yok olmak korkusu olmadan

Tek bir hayat biliyordun

Yan yana yanarak daha da yol alarak

Kendinden cayarak zora alışarak.

Sevginde izler var içimde çizgi çizgiAma hep yarım bu erken yaşım

Hüzün olup bin damga vurdun

yine bana bugün

Kaçmak istiyorum bu alemden

Sana ne ben seve seve yanarım halime

Yenilsemde kendime Inan utanmam

Ölümünü savunamam

sığınmam bu dünyaya

Gözümdeki doluyla vurula vurula

Sana Selam dururum yine ŞENER

 

2008.11.03 Sidar





 

GÜNGÖR VE ŞENER

Güngör ve Şener‘in düşündürdükleri 


semirDursun Ali Küçük///
İkiside aramızda yok şimdi. Vuruldular ve suçlamalara karşı kendilerini savunamadılar. Onları sorumluluk duyanların savunması lazım. Semir kod adlı

Çetin Güngör ile aynı yerdeniz. Dersimliyiz. Benim gibi O’da ilk özgürlük ve kurtuluş mücadelesine katılanlardan biridir. Arkadaşlığımız oldu. Zeki biriydi ve birbirimizi seviyorduk. Amaç ve hedef için katılmıştık. Çetin çok kısa sürede sivrildi; zeki,yetenekli ve analiz gücü olan bir kişilikti. Mehmet Şener’ i görmedim. Diyarbakır zindanı ve başka yerlerde birlikte kalanlardan duydum. O’da zeki ve kapasite sahibi bir insan. Çetin ve Şener analiz gücü iyi, yüksek olan ve öngörü sahibi insanlardı. Ben zindana düstüm. Çetin sonra yurt dışına çıkmış,Suriye ve Avrupa sahalarında görev ve mucadele yürütmüş. Şener zindandadır. Direnenlerden, Diyarbakir ve genel cezaevleri yönetimlerinde yer alan bir insandır.1984 yılında Erzurum askeri cezaevinde askeri rejime karşı çıkıp, onurumuzu ve kimliğimizi korumak isterken, Avrupa’da ulu Önderin(!) talimatı ile vurulduğunu gazetelerden öğrendim.

İlk öğrendiğimde bile kabullenemedim.

Halil Aksoy ve diğer siyasetlerden arkadaşlar vardı, onlarda benimsemiyorlardı.

Bu durumu benimsemediğimi ve vurulmasının doğru olmadığını yanımdaki arkadaşlarla paylastım.

Ajan olduğuna ise hiç inanmadım.

Babası öğretmendi.

Elazig Kız Öğretmen Okulunda görevliyken, Çetin’de bu yıllarda okumasını kız okulunda geçirmişti.

Bunları bize anlatıyordu ve bizde bazen şaka ile takılıyorduk.

Bu yönden bizden farklıydı, ama kadın yaklasımı bizden daha ilerdeydi.

PKK, ajanlığını kız öğretmen okulunda okumasına dayanduruyordu.

“Demokratik PKK’yi savunuyordu.Düşünün, demokratiklesmeyi ve demokratik yapılanmayı o zaman savunuyor ve buna cesaret ediyordu. TC’ye karşı direniş ve mücadeleden her zaman yana oldu.

Gerillaya karşı olduğu uydurma ve saptırmadır.

1994’te Avrupa’ya çıkmak zorunda kaldığımda, Çetin beni ona anlatmış olacak ki, bir yurtsever Çetin’in yazısını getirip bana verdi.

Okudum;demokratik PKK görüşlerinden oluşuyordu ve demokrasiyi savunuyordu. Anlaşmalı bir biçimde ne ben ne de O yurtsever Çetin üzerinde konuşmadık.

Sessizce ikimizde Çetin’i seviyor ve katledilmesini doğru bulmuyorduk.

Gayri resmi tarihe göre konuşursak; birgün Mazgirt’te polis ve askerlerin yöneliminden dolayı bir grup arkadaş yayan olarak Dersime-merkeze yürüdük.

Dağlardan geliyorduk, bahardı ve bazı yerlerde kar buz tutmuştu.

İndiğimiz yerde aşağısı uçurumdu.

Uçuruma giden kurtulmazdı.

Buzda yürürken Çetin kaydı, şans eseri 20 metre aşağıda bir ağaca takıldı.

Ben ve Hamili Yıldırım riski göze alarak ağacın olduğu yere kadar yol açtıkk, merdivenler yaptık.

Olümü göze alarak Çetin’i olümden kurtardık. Çünkü Çetin’i seviyorduk.

Olümden kurtardığımız arkadaşımızı PKK otokrasisi katletti.

Şener cezaevinden cıktıktan sonra Öcalan’ın sahasına gitti.

  1. Konferans belgelerini o hazırladı,çalışmalarını yürüttü.

Gözdeydi, üstelik zindan direnişlerinde yer aldığı için itibarı vardı.

Parti içinde oluşan  otokrasi ve kadın yaklaşımını içine sindiremedi.

  1. Kongreye bu temelde gitti.

Siyasal mücadelenin one çıkarılması,tek kişiden oluşan stratejik önderlik yerine merkez komitenin stratejik önderlik olmasını, Öcalan sahasınında kongreye rapor ve mali raporunu sunmasını istiyordu, çeteciliğe en çok karşı çıkanlardan biriydi.

Doğru konulara işaret ediyor ve savunuyordu.

Ama Öcalanın tasarufundaki PKK’de bu, gözden düşmek, tasfiyeci olmak, tutulmak ve vurulmak anlamına geliyordu.

Tutuklandı ve kaçtı.

Kacmasaydı vurulurdu.

Kamuşlu’da katledildi.

PKK Vejin avı başlatıldı.

Çetin ve Şener, ikisida siyasal görüşlerinden dolayı katledildi.

Çünkü, Apo’nun görüşleri dışında görüş söylemek, PKK’yi düzeltmeye kalkmak, “1.derecede çizgi suçu”dur. Çizgi suçunun cezası da ölümdür.

İçinde ve dışında bu idam uygulanır.

İkisi de özgürlük ve kurtuluş mücadelesi acısından onemli kayıplardır.

Öcalan içeri düşünce sahte demokrasi ve demokratikleşme, siyasallaşma aklına geldi.

Onlar ise 10-20 yıl önce gerçek anlamda ve samimi tarzda parti içinde demokrasiyi savunuyorlardı

Ve onlar ne yazıkki vurularak susturulmak istendi.

Bu tür uygulamaları benimsemem, ama suskunluğa katıldıgımız için sorumluluk gereği onlardan ve benzer binlerce insandan özur diliyorum.

Şener’in en önemli tanıklarından biri de Sakine Cansız’dır.

O’nu bir arkadaş olarak hep sevdim.

Bursa cezaevinde birlikteydik.

Şener’i olumlu anlatıyordu. Ondan dışardan kendisine mektup gelmişti, sevgiliydiler.

Sakine çıktı ve tam o sıralarda Şener vurulmuştu.

Sakine’ye söylenmedi, Suriye sahasına çekildi.

Zindan Direnişlerinde öne çıkan SEMBOL idi.

Oraya gider gitmez çarpıldı.

Şener’den dolayı Sakine Cansız da bitirildi.

Sakine bir daha eski Sakine olamadı.

Sonraki görüşmelerimizde Şener’den hiç olumsuz söz etmedi.

Onunda uydurulanlara içinden inanmadığını sanıyorum.

 

1.11.2008





 

 İSYAN İÇİNDE İSYAN

Sener ve Ben 001Mustafa Şefiq /// Spartaküs filmini izlyordum, sonra selim arkadaş aradı.

1 kasım 1991 Mehmed Şener arkadaşın şehadet yıldönümünü hatırlatı, hemen şu aklıma geldi.

Aslında bin yıllar araya geçmiş olsada olayın özü aynıdır.Mehmet Şener arkadaşın olayı spartakus olayına benzer çok önemli yanları  vardır.

Spartakus ve arkadaşları  amatörce Roma İmpratorluğuna karşı bir isyan düzenlediler, ama gerçek bir özgürlük isyanı idi, samimi bir başkaldırı idi, içten köleliği redetme başkaldırısı idi. Elbete Romalıların  politik ve askeri kurnazlıkları onlardan daha üstündü. Hakeza askeri ve silahlı güçleride çoktu, bu güçle isyanı bastırdılar.

Spartakus ve arkadaşları çarmıha asıp vahşi hayvanlara yem  ettiler.

Buna rağmen en son  Romalı komutanın Spartakus’e söylediği bir söz vard:

“Spartakus Roma’ ya karşı kimse duramaz, nasıl kayıp ettin görüyorsun!”

Elbete Spartakus kesin  kayıbetmediğini, kazanan  başkaldıran köleler  olduklarına  emindi, bunun için komutana verdiği cevap   şu olmuştur:

“Siz yanılıyorsunız biz kayıp etmedik en azından özgürlüğün var olduğunu, başkaları için yaşamaksa kendileri için ölmeyi  kölelere öğrettik, bundan sonra bu isyan hep karşınıza çıkaçak bunu unutmayın!”

Bu güne kadar bu isyan sürüyor,  süren  aynı kölelerin  efendilere karşı verdikleri  özgürlük mücadelesidir.

Dahada sürecektir bu isyan!

Zaman zaman despotlar ortaya çıkıp özgürlükleri zincilere vursalarda asla ve asla bu isyan durmayacaktır.

Bu yolun yolcuları herzaman olacaktır.

Mehmet Şener arkadaş onlarca kurdistan özgürlük savaşçıları gibi bu isyanın takipçileri idi.

Özgürlüğü yakalamak için yola çıktılar, yolda dürüst olmayan yoldaşlara takıldılar, özgürlük adına yola çıkmış özgürlük düşmanları ile karşılaştılar.

Özgürlük yolundaki  engelleri kaldırmak istediler.

İsyan içinde bir isyan iradesini gösterdiler tıpkı Spartakus gibi, amatörce bir isyan idi lakin dürüst ve samimi idi.

Sonuna kadar özgürlük iradesinin sembolü idi.

Karşı duran köle, efendi ise özgürlük düşmanı biri idi.

Milattan önce değil idi, milattan sonra, hem de tam özgürlüğün en çok tartışıldığı yirminci yüzyılın sonu idi:

Peki böyle bir zamanda çok dürüst bir özgürlük savaşçısı neden vuruldu?

Yirmibirinci yüzyıla girerken neden hala Roma’nın çarmıhalarında insanlar diri diri öldürülüyor?

Çağdaş Kayzerimiz dediki:

Ben sizi yarattım nasıl olur Mehmed Şener sen karşıma çıkıyorsun?”

Elbete kral hergün spartaküsün kahramanlıklarını semınerlerde anlatırken diğer tarafta da bunu sölüyordu.

Herhalde o bilmiyordu Spartaküsün en çok gövendiği şey Roma’da gördüğü gladiatörlük eğtimi idi.

Kesin olarak Roma imparatoru Spartaküsü İsyanları bastırmak için eğitmişti.

Bir gün karşısna çıkıp köleleri isyana kaldıracağını hiç tahmin etmezdi.

Ancak olan oldu.

Doğru Mehmet Şener’de Pkk eğtimi almıştı, belki Öcalandan da çok şey öğrenmişti, ancak aldığı eğitim özgürlük ve bağımsızlık eğitim idi.

Bu amaçlar uğruna ölümü bile  göze almıştı.

Ancak hiç düşünmediği yerde, tahmin etmediği insanlar karşısına çıkıp bütün özgürlük hayallerini yok etmek isterlerken, o anda  yol ayrımı zorunlu olmuştur.

Şener arkadaşında  çok dürüstçe yaptığı bu idi

Sıradan insanların düşünmedikleri yerde o savaşmak istedi.

Bu haklı ve gerekli bir savaştı.

Özgürlüğün yok edileceği yerde ,özgürlüğü kurumak istedi.

Bu dürüst insanların duruşu idi.

 

Belki kişi olarak canınını bu amaca feda etti, ancak eminim ki Kurdistan demokrasi ve özgürlük mucadelesinde çok önemli bir yer almıştır.

Özelikle Kurdistan ve Pkk içindeki   iç demokrasi mucadelesinde MehmeT Şener arkadaşın duruşu her zaman bir örnek olarak kalacaktır.





 

                          MEHMET ŞENER’İN ANISINA

“Evlade Kerbelayız. Be hatayız be gunahız , yaptığınız ,ayıptır zulümdür katliamdır.”

Cahit Abim Peşmerge çocuklaAv. Hüseyin Yıldırım/// Mehmet Cahit Şener’in şehit oluşu üzerinden onyedi yıl geçti.

Onu yakından tanıyan, Mücadele içindeki varlığıyle onunla gurur duyan, biri olarak,onu minnet ve şükranla anıyorum.

Tıpkı Mazlum ve Hayri gibi Mehmet Şener de üzerimde silinmeyecek derin izler bıraktı. Her üçünün de kalbimde saygın yeri vardır.

Mehmet Cahit Şener Mersin Öğretmen Okulunda okurken TSİP’ e sempati duyan gencecik bir solcudur.

Sol düşünce ve eylemlerinden dolayı arkadaşları Zeki Balabıyık ve İdris Güzel`le birlikte Elazığ’a sürgün edilirler.

Elazığ’a giderken Hekimhan istasyonunda trenden inip kaçarlar.

Batmana giderler, burada Doğuş adında bir gazete çıkarırlar.

Ancak gazetenin her sayısı toplatılır.

Dördüncü sayıdan sonra gazete kapanır.

1976 yılının sonlarına doğru Mazlum Doğan Batmana gider.

Mazlum Batman`da yoğun görüşme ve tartışmalar sırasında Mehmet Şener`le tanışır.

Artık Şener Mazlumun en yakın ve en güvenilir arkadaşı olur.

Diyarbakır duruşmaları başlamadan birkaç ay önce Mazlum Doğan ablası kanalıyle bana gönderdiği haber üzerine Mehmet Şener’ in avukatlığını üstlendim.

Mehmet Şener’ i ilk defa vekâletini aldıktan sonra cezaevindeki ilk görüşmede tanıdım.

Karşımda derli toplu, sağlıklı, insana güven veren gencecik birini buldum.

Zekice söylediklerine, soğukkanlı haline hayran oldum.

Mahkemedeki sorgu savunmasında duruşma hakimi  Emrulah Kaya ikide bir kısa kes diye müdahale ediyordu.

Şener, sözlerimi tamamlamak istiyorum diyor direniyordu.

Emrullah Kaya Kürt ve Kürdistan diye, olmayan bir şeyi nereden çıkarıyorsun? Demesi üzerine Şener Ay ve Güneş nasıl varsa Kürt ve Kürdistan´da ay ve güneş gibi vardır diye cevapladı.

Ben Diyarbakır Cezaevinde hücreli 36´ ıncı koğuşun dördüncü katında birinci hücrede tutulurken Mehmet Şenerde aynı katta bir hücrede tutuluyordu.

Mahkemeye her gidiş gelişlerinde katın giriş kapısının eşiğinde durur bana bakar, nasılsın ağabey, moralini sağlam tut derdi.

Ben 14 temmuz 1982 de tahliye olduğum gün  Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir ölüm orucuna yatmışlardı.Cezaevine Şener´le görüşmeye gittim. Ama, bu kez Şener´i heyecanlı ve tedirgin olarak gördüm.

Ve Şener´i son olarak gördüğümü nereden bilebilirdim.

1991 yılı baharında Stockholmde bir dostumun evinde kalıyordum.

Üzücü ve sıkıntılı günlerimdi.

Tarihini hatırlayamadığım bir gece yarısı kaldığım evin telefonu çaldı.

Hepimiz uyuyorduk.

Ev sahibi dostum kapımı çaldı, Hüseyin telefon sana dedi.

Kalktım, telefonu aldım,merakla alo dedim.

Karşıdan Avukat Hüseyin Bey´le mi görüşüyorum dedi.

Ses bana hiçte yabancı değildi.

Heyecanla evvet dedim.

Merhaba abi, ben Mehmet Şener dedi.

Bir duygu seli sardı beni.

Sesim titriyor konuşamıyorum.

Yıllardır bu sesi özlemiştim.

Şener duygulandığımı anladı.

Kısa bir konuşmadan sonra yarın akşam saat beşte telefon edeceğim dedi.

Ertesi gün heyecanla akşam saat beşi bekledim.

Saat tam beşte telefon çaldı.

Telefonda bana söylediklerini aynen aktarıyorum.

Bize cezaevinde herşey yolunda şeklinde çok sınırlı bilgi geliyordu.

Ancak biz bazı olumsuzlukların da olduğunu fark ediyorduk, eleştirisel bir çok yazı gönderdik.

Bu yazılarımız yapıya yansıtılmamış gizli tutulmuş.

Geldik gördük ki Ortadoğu labirentinde politika üretiyor sandığımız kişi, can telaşına düşmüş, elçi gazetecilerle habire gizli pazarlıklar yapıyor.

Bir korku beyliği kurulmuş.

Yurtseverlik duygularıyla gelip mücadeleye katılmak isteyen gencecik insanlar ajan suçlamasıyla guruplar halinde kurşuna diziliyorlar.

Güvendiğimiz eski arkadaşların çoğunluğu ajan pravakatör suçlamasıyla, öldürme tehditleriyle kul köle haline getirilmişlerdir.

Eline silah almamış, savaş tekniği nedir bilmeyen, yüzlerce binlerce kilometre uzaktan savaş yönetilmeye kalkışmış, savaşı tıkanma noktasına getirmiştir.

Diğer Kürt guruplarına yönelik saldırılar, güney güçleriyle yaşanan çatışmalar tümüyle düşmanın oyunudur.

Yaşanan bütün bu olumsuzluklara seyirci kalamazdık.

Dağ ve zindan şehitlerinin kanı pahasına yaratılan değerlerin gizli kapılar ardında pazarlanmasına duyarsız kalamazdık.

Biz, sömürgeci mahkemelerde ölümcül işkenceler altında neleri savunduk.

Parti proğramındaki amaçlarımızı, demokratik iç işleyişimizi savunduk.

Sen bunun en yakın tanığısın.

Bugün parti ortamında bu savunduklarımızdan eser bırakılmamıştır.

Partiyi gerçek rayına oturtmak, kollektif yönetim anlayışını hakim kılmak ve tıkanmış savaşın önünü açmak için Partinin Dördüncü Kongresinde çok önemli kararlar aldık.

Vay korku beyliği yıkılıyor, saltanat elden gidiyor diye üstümüze ölüm timlerini gönderdiler dedi.

Daha sonraları sık sık telefonla görüştük, rahmetli büyük bir çaba içindeydi.

Her tarafa ulaşmak istiyordu.

İstanbul´da bir gazete çıkarmayı düşünüyordu.

Cezaevi arkadaşlarına çok güveniyordu.

Bekaa Kampında olan Selim Çürükkaya´ya, Sakine Cansız´a ulaşmaya çalışıyordu.

Bir konuşmamızda Selim ve Sakine ona boyun eğecek insanlar değil dedi.

Mehmet Şener Kürt parti ve gurupların dostluğuna çok önem veriyordu.

Bana biz bu dostluğun köprüsü olacağız diyordu.

Tabii her olayda olduğu gibi Ergenekon yöneticisi Doğu Perinçek yine devredeydi.

Bu olayda iki taraf arasındaki trafiği oldukça hızlıydı.

Taha Akyol Milliyetteki köşesinde Mehmet Şener hepsinden daha keskin solcu ve daha tehlikelidir diyor hedef gösteriyordu.

Düşman Mehmet Şener´i Diyarbakır Zindanından iyi tanıyordu.

31 Ekim 1991 günü güney Fransa’ daydım.

Ogün bir Postahaneden telefonla Mehmet Şener’ le bir buçuk saat süren bir görüşme yaptım.

Karşılıklı sorunları tartıştık.

Uzun  süreden beri Kamışlıdaydı.

Görüşmemizin sonunda bulunduğun alan tehlikelidir, oradan ayrılsanız iyi olur dedim.

Tehlike var diye elimizi kolumuzu bağlayıp oturamayız.

Bu alan bizim için çok önemlidir, bu alan tamam, yakında buradan ayrılacağım dedi.

Aynı gün Fransa İtalya sınırındaki dostlarımı ziyarete gittim.

1 Kasım 1991 günü akşam saatlerinde bir telefon kulübesinden Stockholm´de olan İhsan Şener´i aradım.

İhsan Şener telefonda ağlıyordu.

Mehmet şehit oldu dedi.

Telefon avizesi elimden düştü.

Daracık telefon kulübesinde yere çöktüm.

Ciğerlerim dağlanıyor, umutlarım yok oluyor, dünyam kararıyordu.

Dayanılmaz acı içindeydim.

Hüngür hüngür ağlamak, avazım çıktığı kadar vay zalimler vay, nasıl kıydınız o yüce insana diye haykırmak, çektiğim acıyı hafifletemiyordu.

Yaşamımda çokça acılı günler yaşadım.

Hele Kasım ayında biz özelde Dersim halkı genelde Kürdistan Halkı için çok önemli acılı kadar sevinçli günlerimiz var,

Zaten hep böyle olur ezilen ulusların ve sınıfların dramı, acılı günler kadar sevinçli günlerimizde vardır, Onun için Kasım ayı, Dersim ve Kürdistan Halkının yüreğinin dağlandığı kadar, dağlanan yüreğimizin sevince boğulduğu günleride içinde taşır.

Büyük ve Yüce İnsan, Kürd Halkının Şah Damarı, DERSİM İSYAN’IN ONUR ABİDESİ SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARININ İDAM EDİLDİĞİ GÜNLERİDE İÇİNDE TAŞIR, Kasım ayı.

O Seyid Rıza ki idam sephasında şöyle haykırmıştı:

“Evlade Kerbelayız. Be hatayız be gunahız , yaptığınız ,ayıptır zulümdür katliamdır.”

Bu Evlade Kerbelanın bir evladı olan Mehmet Şener’de Kemalist entrikaların kurbanları arasında kaleşçe katledildiği, kara günü’de içinde taşır Kasım ayı.

Bu Kemalist entrikalar ilk kez bir dert olmamıştı yüreğimizde, dedelerimizin Babalarımızında yüreğini dağlatmıştı.

Zaten ondandı Yüce İnsanımızın ” ben entrika ve yalanlarınıza akıl erdiremedim bu dert oldu bana ama önünüzde diz çökmedim buda size olsun” demesi, bu soylu aziz kaynağındandı gıdasını alan Şener, zalimin yalanına akıl erdiremedi bu ona dert oldu, ama, zalime diz çökmedi bu da, Kemalist zalimin ürünü olan Apo’ya dert oldu.

Telefon kulübesinden çıktım, dostlarımın bana ayırdığı odama çekildim.

Ulusal kurtuluş mücadelesi veren halkların tarihlerinde üzücü olayları, trajedileri okumuş ve dinlemiştim.

Bizde yaşanan tüm üzücü olaylarda düşmanın açık elini görüyordum.

Sırtüstü yatağıma uzandım, Diyarbakır günlerini düşündüm.

Gencecik sevimli yüzleriyle, insana güven veren duruşlarıyla Mazlum Doğanı, Mehmet Hayri Durmuşu ve Mehmet Cahit Şener’i aynı kare içinde görüyordum.

Onlar halk ve arkadaş sevgisi dolu, düşman karşısında yalvarmayan, buyun eğmeyen, inandıkları doğrulardan taviz vermeyen, gerektiği zaman yaşamlarını feda etmekten çekinmeyen bir dünya yarattılar.

Birde bu paylaşımcı, kolektif dünya’ya düşman, arkadaş kanına doymayan, yalan, riya, hile ile örülmüş, başkalarının gölgelerinde kurulu bir dünya.

Bu iki dünya’dan hangisinde yaşamak istersiniz.





 

 

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: