Kürt Devleti mi, Kürdistan Devleti mi?

16 08 2017

İbrahim GÜÇLÜ/// Dünyada, devlet üzerine genel ve özel tartışmalar eskiye dayanır. Bütün milletler, devlet üzerine tartışmalar yapmışlardır. Asıl olarak da milletlerin aydınları bu konuda kafa yormuşlardır. Bütün bunlara rağmen, devlet tanımı üzerinde de tam bir anlaşma yoktur. Bu nedenle, birçok devlet tezleri ve teorileri vardır.

“Franz Oppenheimer “hareketli çoban toplumların yerleşik tarımcı toplumları yenilgiye uğratıp haraç almalarını ve bu haraca araç olarak da devlet adlı örgütü oluşturduklarını” söyler. Platon, “birlikte yaşama zorunluluğundan doğan”, Aristoteles “doğal bir oluşum”, Ancillon dil, gibi iletişim ve toplumsallıktan doğan, Hobbes herkesin herkese karşı savaşını sona erdirmek için ortaya çıkan, Rousseau, Spinoza ve Locke da toplum sözleşmesinin sonucu, Fichte saf insan amacının yüce aracı, Schelling mutlak olan, Hegel de tözel irade olarak ahlaksal tin, Cicero ise hukukun sonucu olarak betimlenir, der.”

Kürdistan’da milli kurtuluş ve özgürlük hareketi de, Kürdistan’ın bağımsızlığını ve halkımızın özgürlüğünü amaç edindiği günden itibaren, “devletin kimin devleti” olacağı tartışması yukarıda sıraladığım tezler kadar incelikli olmazsa da, hep yapmıştır.

Kürdistan’da devlet üzerine tartışmalar, Kürdistan’ın her parçasından nitelik olarak aynı olmasına rağmen farklı özellikler taşıdığı boyutlar da vardır. Genel anlamda ve nitelik olarak devlet tanımı konusunda iki yaklaşım ve bakış açısı vardır.

Kürdistan Devleti’ne ideolojik sol yaklaşım içinde olanların bakış açısına göre, devlet ya burjuvazinin ya da emekçilerin devleti olur. Başka bir deyimle, devlet ya burjuva diktatörlüğüdür ya proletarya (işçi) ve müttefiki olan emekçilerin diktatörlüğüdür.

Bu ideolojik yaklaşım, işçi sınıfı ve müttefikleri olarak tanımlananların dışındakileri, devletin dışına iten, devletin sahibi olmaktan çıkaran ve devlete yabancılaştıran bir görüştür. Bu görüş bu niteliğinde dolayı, bütün sınıf ve tabakaların, bütün toplumsal kesimlerin, milli kurtuluş ve özgürlük mücadelesine katılımını da sınırlandırıcı bir karakter taşımaktadır.
Kürdistan’da ikinci devlet tanımı ve yaklaşımı, devleti, Kürdistan’da yaşayan her vatandaşın, Kürdistan’da yaşayan Kürt milletinin, Kürdistan’da yaşayan ulusal ve dini azınlıkların, Kürdistan’da yaşayan tüm sınıf ve tabakaların, Kürdistan’da farklı düşüncelere sahip olan herkesin devleti kabul etmektedir.

Kürtlerin bu bakış ve yaklaşımı, devlet tanımında kapsayıcı bir nitelik taşımaktadır. Bu tanım hem millet tanımına, hem milletin devleti tanımına, hem de milli uzlaşmacılığa, adaletli ve eşitlikçiliğe de uygun ulusal ve nasyonalist bir devlet tanımıdır. Yazının devamını oku »

Reklamlar




BABAM, BEN VE ‘’MU-ATLANTİS MEDENİYETLERİ’’

15 08 2017

M. Şerif ŞENER/// YÜCE RAB’imizin bize bağışladığı bu GÜNEŞ’li Aydınlık gününe ve gelecek günlerine şükürler olsun, deyip sabahımı bu kısa açıklamayla açayım; sizinde takdir edeceğiniz gibi İnter-Net ve bu eksende oluşan sosyal mediya iletişim ve tartışma ağları, çok değerli insanî emeklerle bize sunulan nimet ve bir bilgi, elde etme ağıdır. Önemli olan, bu evrensel teknik boyutlu kütüphanede hangi konulara eğilim göstermemizdir.

Eskiden kütüphanelerden insanın araştırdığı konular şimdi elimizin altında, hiç kimsenin minnetine muhtaç olmadan, araştırıp, okuyup bulma imkanına kavuştuğu bir lüksün içinde, her türlü bilgi bolluğu önümüzde durmaktadır.

İşte, bende bu lüksün içinde elde ettiğim izlenim ve araştırmalarımın kimi noktalarını Kürt dili ve tarihiyle ilgilenen insanlarımızın ilgisine sunmayı hep düşündüm,  ama; YÜCE RAB’imin takdiriyle bugüne inşallah nasip olacak konuyu bizi izleyen kardeşlerime sunayım.

Söylediğim gibi ne özel bir tarih bilimiyle nede bir bilişsel (Linguistik) bilimle özel bir ilgim yoktur. Daha önce kimi yazılarımda da belirttiğim gibi, benim ilgi alanımın objesinde, edebiyat çalışmalarına eğilim duyan, ama; edebiyat çalışmalarımın vesilesiyle bilimin her dalıyla ihtiyaç duyduğum kadarıyla ilgilendiğimi söyleyebilirim.

Tabi; daha önce yazmış olduğum bir roman çalışmamda teoloji, psikoloji tarih ve felsefe ağırlıklı betimlemelerimin öne çıkması, kimi sivri akıllı insanlarımın -sözüm ona-  yergilerine maruz kaldım.

İnsanımsı dünyanın yergilerine fazla kafa taktığım yok, fazla önemli de değil insanımsı dünyanın yergileri, benim için ve tasarladığım hedeflerim için.

Kendi kendileriyle alay konusu olan kimi sivri akıllı kahve ve sokak laklakçı ”entel eleştirmenler” benim ilk roman çalışmamı okuduklarında ” Yahu Şerif senin romanın psikolojimidir, felsefemidir……” deyip laflarını uzatınca kahkahalarını da, esirgemiyordular. Tabi bunların arasında ağırlıkta sözüm ona ”siyasetçi”, hatta ”romancı” yazarlarımızda vardı. Yazının devamını oku »





Düzensizliğin Dahisi: Ludwig Boltzmann

10 05 2017

“Bütün hayatımı anlamlandıran bu amaç uğruna hiç bir  fedakarlık çok yüksek sayılmaz”.

Boltzmann işte böyle bir camiada mücadele veren bir isimdi. Boltzmann, hayatının son yıllarında hiç bir araştırma yapmadı. Dönüp dolaşıp aynı vurguyu yapan, aynı konsepti işleyen kitaplar yazmıştı. 1906’da karısı ve kızıyla buraya, Duino’ya tatile geldi. Yorgun ve moralsiz, düşünceleri halen kabul görmemiş,  eşi ve çocuğu yürüyüşteyken arkasında hiç bir açıklama notu bırakmadan, kendini astı.

Bu konuda birazda bilimsel çalışmalarına bakmak yerinde olacaktır.

 


İsmail Çelik – Sibel Çağlar/// Ludwig Boltzmann tüm dünyayı atomların ve moleküllerin var olduğuna ikna etmeye çalıştı ama başaramadı. Ve bu bir biçimde onun sonunu da hazırladı…

1844 yılında Viyana’da dünyaya gelen Boltzmann eğitiminin bir bölümünü evde aldı, güzel bir çocukluk geçirdi aslında, babası orta gelirli bir vergi memuru, annesi ise zengin bir ailenin kızıydı. Matematiğe, fiziğe özel bir ilgi duymasına rağmen günlerini tamamen bilime adamış değildi o sıralarda. Müzikle ilgileniyor ve arada da piyano çalıyordu. Üniversite için Viyana Üniversitesine kaydolan Boltzmann’ın burada çok değerli iki hocası oldu: Josef Loschmidt ve Josef Stefan

1859’da babasının ölümüyle sarsılan Boltzmann, radyan ısı ve sıcaklık arasındaki ilişkiyi deneysel olarak ortaya koyan genç bilimci Josef Stefan ile kurduğu dostluk sayesinde Maxwell’in çalışmalarıyla tanıştı. Bir önceki yıl yardımcı doçent olan Boltzmann 1869’da ders verme hakkı olan ‘venia legendi’ ile ödüllendirdi. İki yıl sonrada Graz’da matematiksel fizik profesörlüğüne getirildi, birkaç yıl sonrada Boltzmann kendi adıyla anılan ünlü denklemi (Gaz Moleküllerinin Dengesi Üzerine İleri Araştırmalar) makalesinde yayınladı. Yazının devamını oku »





Carl Jung: Sembolleri Çözmeye Adanan Bir Hayat

10 05 2017

Carl Jung, Freud’un ve yine ünlü bir psikolog olan Adler’in, insani dürtüleri yalnızca cinsellik ve güce tapınma içgüdülerinin bir sonucu olarak izah etmelerine karşı çıkmakta, bu yaklaşımı insan ruhundaki karmaşanın basite indirgenmesi olarak değerlendirmektedir. Buna karşın Freud da kendi tebaası gibi gördüğü bu genç adamın farklı fikirler ortaya atmasını, psikoloji biliminde önemsenmeyen arketiplere gereğinden fazla değer vermesini kendi otoritesine bir başkaldırı olarak algılar.

“Bir şeyi kabul edene kadar onu değiştiremeyiz. Suçlamak özgürleştirmez, tahakküm eder.”

Jung ve Freud’un fikri birliktelikleri 1912 yılında sona erer. O günlerde psikoloji biliminin tanrısıymış gibi tapılan bir efsane, yani Freud tarafından aforoz edilen Carl, dostlarının kendine yüz çevirdiğini ve akademik çevrelerde tek başına kaldığını fark ettiğinde uzun bir depresyon sürecine girecektir.


Hasan Saraç/// “Bilinçaltı ürkütücü bir canavar değildir. Doğal bir organizmadır. Ancak bilinçli davranışımız işe yaramaz duruma girdiğinde tehlikeli olabilir. Kendimizi baskı altına aldıkça bilinçaltının tehlikelerine kendimizi maruz bırakmış oluruz”

“Kendime hayretle, hayal kırıklığıyla, hoşnutlukla bakıyorum. Kederliyim, bunalımdayım, coşkuluyum. Ben bunların hepsiyim aynı anda, ama toplayıp da sonucunu bulamam. Nihai değer veya değersizliği belirleme yeteneğine sahip değilim; kendim ve hayatım hakkında hiçbir yargım yok. Tamamen emin olduğum hiçbir şey yok. Hiçbir şey hakkında hiçbir kesin kanaatim yok. Yalnızca doğduğumu, varolduğumu biliyorum ve bana öyle geliyor ki bir şekilde taşınıp getirilmişim buraya. Bilmediğim bir şeyin temeli üzerinde yaşıyorum.”

İsviçre’nin kuzeyinde, Almanya sınırına yakın küçük bir köyde 1875 yılının yirmi altı Haziran günü bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Prostestan bir papaz olan Paul Jung ve eşi Emilie Preiswerk ona Carl Gustav adını verirler. Carl dört yaşındayken aile Basel kentine taşınır. Henüz yedi yaşındayken babasından Latince dersleri almaya başlayan Carl, öğrencilik hayatından hoşlanmasa da derslerinde başarılı bir öğrencidir. Yazının devamını oku »





28 Devlet Bağımsız Kürdistan’ı Tanımayacak…

24 03 2017

İsrail’in bu büyük askeri ve politik başarısının tek nedeni, Musevilerin birbirlerine tutkunluğudur, vatanlarına bağlılıklarıdır. Milli duygularının yüksekliğidir. Bunu, “Amerikan emperyalizminin işidir, yardımıdır…” diye açıklamak, çok ucuz bir değerlendirmedir. Burada, Kürdlere, “birbiriniz seviniz, birlik, beraberlik olsun, Irak’ı, Suriye’yi, İran’ı, Türkiye’yi sevmekten çok birbirinizi seviniz…” demenin hiçbir anlamı yoktur. Yararı da yoktur. Ama, Kürdlerin,  şu konuda, kendilerini sorgulamaları gerekir. “İsrail’de, Musevilerde olan bu nitelikler bizde neden yok?” “50 milyonu aşkın Kürdün, uluslar arası kurumlarda, neden adı bile yok, temsilcisi bile yok…” Bu, yüksek Kürd bilinciyle ilgili bir durumdur.

Bu konuda, kendilerini sorgulamaya başlayan Kürdler zaaflarından da arınmaya başlarlar.

Devlet gündeme geldiği zaman, PKK/KCK, “devlet kötüdür, gericiliktir, bu işlerin zamanı geçmiştir” diyor. YNK/Goran da, “zamanı gelmedi” diyor, öteliyor. “Alt yapımızı tamamlayalım, ekonomimizi güçlendirelim, ondan sonra düşünürüz…” diyor. Bu iki düşüncenin birbirine zıt olduğu açıktır. Ama, Kürd/Kürdistan karşıtlığında, Kürdistan’ı müştereken yöneten devletlerin çıkarlarının savunulmasında beraber hareket etmiş oluyorlar.


İsmail BEŞİKÇİ/// 22 Ağustos 2016 tarihinde birçok Kürt sitesinde Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden Mele Baxtiyar’ın bir açıklaması yayımlandı. Bu açıklamada, Mele Baxtiyar, özetle, “28 devlet bağımsız Kürdistan’ı tanımayacak” diyor. Mele Baxtiyar, bağımsızlığın Kürdlerin doğal hakkı olduğunu da dile getiriyor ama bu açıklamada vurgu “tanınmama” üzerine yapılıyor.

Bu açıklamanı, bende yarattığı duyguları ve düşünceleri dile getirmek istiyorum. Filistinli Arapların İsrail’le mücadelesinde, mücadelenin yükseldiği dönemlerde, bu tür açıklamalar yapılırdı. Ama bu açılamalar hep tanıma üzerinden yapılırdı. ‘Tanımama’ değil, ’tanıma’ üzerinden yapılırdı. “Basra Körfezi’nden Fas’a kadar bütün Arap devletleri Filistin’i tanıyacak”, “İslam Konferansı’na üye devletler Filistin’i tanıyacak”, “Dünyada şu kadar devlet Filistin’i tanıyacak”… “Falanca devletin de Filistin’i tanıyacağı söyleniyor.”

Yakın zamanda, gerçekleşen, Kosova, Makedonya, Karadağ gibi devletler için de bu tür açıklamalar yapılırdı. Ama açıklamalar da hep ‘tanıma’ üzerinden yapılırdı. “Avrupa Birliği üyeleri Kosova’yı tanıyacak”, “Avrupa devletleri Makedonya’yı tanıyacak” vs.

Filistinli Araplar’ın, Kosova’nın, ve Makedonya’nın bağımsızlığı konusunda  Türkiye’de de, gerek solda, gerek sağda yer alan kişiler, kurumlar bildiriler yayımlardı. Bunlarda da hep ‘tanıma’ya vurgu yapılırdı.

Gerek Güney Kürdistan’da, gerek Kuzey Kürdistan’da, Kürdler de, Filistin’in bağımsızlığı ve tanınmasıyla çok açıklamalar yaptılar. Yazının devamını oku »





Kuzey-Kürdistan’lı Bireylerin Obsesif-Kompülsif bozukluğu

17 03 2017

Kuzey Kürdistan’da bu gün gerek genel siyasi panoramaya ve gerekse günlük yaşamdaki devinime bakıldığında her hangi bir siyasi statü elde etmenin imkanı yok gibidir.
Kuzey Kürdistanın bazı şehirlerinde uygulanan HENDEK siyaseti ile Halk tamamı ile Kürd sorunundan soğumuştur.
Bir kaç elit kesimin dışında kalan kitleler günlük yaşamlarını sabah 8 akşam 5 şeklinde
düzenleyerek uygulanan olağanüstü halden bile memnun görünerek adeta durumun böyle devam etmesini istemektedir.

Batman,Diyarbakır,Mardin ve ilçelerini her hafta eksiksiz olarak dolaştığımda bu havayı teneffüs ediyorum.
Olağan üstü bir durum ile karşılaşmamaktayım.
Tek olağan üstü durum, devletin olağan egemenliğidir.
Bu durumdan bir siyasi statü çıkarmak imkansızdan da ötedir.
Ayrıca kendine Kürd ”yurdseveri”diyen ve bir arkadaşımın deyimi ile üstü Bypass altı Prostat ihtiyar heyeti bir araya gelip ”KDP birlik inisiyatifi” adı altında Referandumda EVET çağrısı yaparak,kırıntı halinde kalmış bir miktar Kürd onurunu da ayaklar altına almaya çalıştıysa da bunu dikkate alan her hangi bir kimsenin olacağını sanmıyorum.

 



Süleyman Güney///
Kuzey Kürdistan’da Kürdler adına hiç bir ciddi kazanım yok iken, Sayın Mesut Barzani hangi kazanıma sahip çıkmak için Türkiye Cumhuriyeti ile polemiğe girsin?
Sayın Barzani’nin Türkiye Cumhuriyeti ile olan ilişkisi devletler arası ilişkiler bazında ele alınmalı ve milli menfaatler gözetilerek yorumlanmalı.
Bu aralar Sayın Mesut Barzani, bazı çevreler tarafından Türkiye ile dirsek temasında olduğu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ”kanka”olduğu şeklinde eleştiriler ile adeta suçlu konumuna oturtulmaktadır.
Ama Sayın Mesut Barzani kendi bölgesinin selameti ve Güney Kürdistan’daki kazanımlara ivme kazandırmak maksadı ile gerekirse şeytanla bile işbirliği yapma hakkına sahiptir.
Eğer Sayın Mesut Barzani, ABD ile birlikte Batı Kürdistan’ı Güney Kürdistan ile birleştirerek mini bir Kürdistan kurmak gibi bir ajandaya sahip ise, kendini Kürd hisseden herkesin bu ”gizli” planı desteklemesi gerekmektedir.
Zaten Kürdistanlı devrimciler, sosyalistler, milliyetçiler bu amaçla yola çıkmadılar mı?
Kürdistanı yada minisini kimin kuracağı önemli mi?
Kürd dünyada insanca yaşamanın kriterlerini bir devlet sahibi olmakla elde etmeyecek mi?
Kürd bir devlet sahibi olmakla kendini güvende his etmeyecek mi?
O halde Kürdistanı hangi parçada kim özgürleştirecek ise ona destek sunmak gerekmez mi?
İşte Sayın Mesut Barzani’nin Kürdistan uğruna engel tanımaması gerektiği de bu sebeple zorunludur. Yazının devamını oku »





General Rawan İdris Barzani’den, İnsanımsı Varlıklara Sağduyu Çağrısı

9 03 2017

14 yaşında her şeyi terk edip halkı için eline silah alan ve 69 yaşında hala cephede olan, hayati boyunca herhangi bir Kürd parti veya kurumu hakkında olumsuz bir söz dahi söylemeyen, tek hayali ve amacı Bağımsız Kürdistan olan Amcam, Önderim bin canım olsa uğrunda feda edeceğim, Sayın Mesud Barzani’ye yüzlerce kez hakaret ve iftira ettiler yine sustuk.

Biz yüzyıldır düşman ile savaşıyoruz ama mertçe savaşıyoruz. Ne zaman masaya otursak düşmanımızdan bile saygı gördük. Çünkü sözümüz ve icraatımız hep bir oldu. Barzani ailesi’nin 13850 Şehidi var. Ona rağmen, ne Kürdlerin nede başka bir ırkın bilerek öldürdüğümüz tek çocuk ve kadını yoktur.


Rawan İdris BARZANÎ/// Büyük Dedem Şêx Abdulselam dar ağacından can verirken, Dedeleri Çanakkale’de Türkler için ölenler bugün bize Türk ortağı diyorlar. 1947 de, İran’in Kuşatmasi ile 1500 çocuğumuz açlıktan ölürken, Iran ile kol kola olanlar bize iranci diyorlar. Dedem Mele Mustafa 57 yılını dört parça Kürdistan için dağlarda harcarken bize ağa dediler

General Rawan İdris Barzani’den çarpıcı açıklamalar

Büyük Dedem Şêx Abdulselam dar ağacından can verirken, Dedeleri Çanakkale’de Türkler için ölenler bugün bize Türk ortağı diyorlar.

1947 de, Iran’in Kuşatmasi ile 1500 çocuğumuz açlıktan ölürken, Iran ile kol kola olanlar bize İrancı diyorlar.

Dedem Mele Mustafa 57 yılını dört parça Kürdistan için dağlarda harcarken bize ağa dediler, 1983 yılında, 8 bin Barzani’yi Saddam diri diri toprağa gömerken, ona ya seyid deyip saygıya duranlar. utanmadan bize Saddam’ın tankı ile Kürdlere saldırdınız dediler.

14 yaşında her şeyi terk edip halkı için eline silah alan ve 69 yaşında hala cephede olan, hayati boyunca herhangi bir Kürd parti veya kurumu hakkında olumsuz bir söz dahi söylemeyen, tek hayali ve amacı Bağımsız Kürdistan olan Amcam, Önderim bin canım olsa uğrunda feda edeceğim, Sayın Mesud Barzani’ye yüzlerce kez hakaret ve iftira ettiler yine sustuk.

Biz yüzyıldır düşman ile savaşıyoruz ama mertçe savaşıyoruz. Ne zaman masaya otursak düşmanımızdan bile saygı gördük. Çünkü sözümüz ve icraatımız hep bir oldu. Barzani ailesi’nin 13850 Şehidi var. Ona rağmen, ne Kürdlerin nede başka bir ırkın bilerek öldürdüğümüz tek çocuk ve kadını yoktur. Yazının devamını oku »








%d blogcu bunu beğendi: