Yazarlar

             RANT KAVGASI

 

Türk Basınında ve Hükümete yakın kimi siyasi çevreler de, (ki bunlar arasında AKP’li kürtlerin ve ”Aydınların” ağırlıkta   olduğu gözlemleniyor.) siyasal kaygılarından dolayı, Kuzey Batı Kürdistan’da gelişen son sokak gösterilerini, yerel seçimlere bir yatırım olarak yorumladıklarını görmekteyiz.

Olayların objesine böylesi analizler yerleştirildiğinde, asıl nedenler üzerine düşünülmediğinden yahut düşünülüpte bunlar tali plana itildiğinden, karşı tarafa, tabanı ve tutarsız olan aydını peşinden sürükleyecek imkanlar sunulmuş olunur.

 İşin bu yönü, Ordu ve Hükümet danışıklı yeni vizyonun bir parçası mıdır, şu an bir şey söylemek erken.

Ama şu bir gerçektir ki, DTP’li ve Apocu yönetim merkezindeki rant ekibine bilinçli olarak ’’siyasal’’ kan verilmektedir.

Adına ‘’siyaset” avantajı denilebilecek bir sürü gerekçelerle sanki,  bir hak arayışı için sokaklara döküldüklerini ima eden DTP Ve Apocu Kurmayların miting meydanlarında sarfettiği propagandalar dikkat çekicidir:

”Hükümet bizim yerel seçimlere girmemizi istemiyor, kolluk kuvvet baskılarını sürdürüyor. Üstelik en kötüsü ateşle oynuyorlar; Kürt Halk Önderine kötü fiziki müdahalerde bulunuyorlar!!!”

Bu hercümetin içinde toplumun muhalif sesi bastırılmıştır.

Her kes pür, dikkat kesilmiş olayların kıyısından, kenarında tutup bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Neymiş, asıl hedef yerel seçimlere yatırım yapmakmış!

Hükümeti de, öyle bir güzel gaza getiriyorlar ki, hükümetin kuyusunu hükümetin elliyle kazıyorlar. Ama, burada kötülüklerin asıl kaynağı askeri devlete dönük ciddi bir yönelimin olmadığını görüyoruz.

Öyle görülüyor ki, Hükümet, planlanan sürecin yeni vizyonundan ve bunun mimarı Derin Devletin, kaybettiği kurumlarını yeniden ele geçirmenin ve de sürdürülmekte olan sokak gösterilerinin bu operasyonun bir parçası olduğunun farkında değil.

Neden mi?

Avrupa Birliğine girmeye aday olan bir devletin özel durumu nasıl yaratılacak? Avrupa Birliğine girecek olan bir Türkiye’nin başına buyruk, hiç bir siyasi kuruma bağlı bulunmayan, bir hiyerarşik sistemin özel durumu nasıl kabul görecek?  

Özel Harp Dairesinin icraatları ve bu icraatların Askeri Paşa kast’ına sunduğu rahat ve lüks koşulların özel durumu, nasıl Avrupa Birliğine kabul ettirilecektir?

Ordu yönetimi altinda  devletleşme, cumhuriyetin ve kemalizmin en derin ve en büyük handikabıysa da, yaratılan bu gerici kast, buna rağmen halen bu iktidar anlayışında diretmektedir.

Böylesi bir ucube devlet anlayışını, topluma ihtiyacın bir gereği olarak,  duyumsatmanın, ancak; toplumda çatışma tansiyonunun yükseltilmesiyle sağlandığını, sadece, 60’lı yıllın darbesinde değil, 70′li ve 80′li yılların darbe tarihi ve belgeleriyle de hafızamızdadır.

Bu yakın dönemde, şu an hangi gazetenin yayınladığını hatırlamıyorum şöyle bir söyleyişi yayınlanmıştı, bu söyleşi de; 1960 darbesi Generallerin kendi maaşlarını yükseltmek için yaptığı bir darbedir, diye belgelerin bulunduğu açıklanmıştı. 

Dolayısıyla, cumhuriyet tarihinin siyasal tarihi, bu güdünün doğrultusunda şekillik kazanmıştır: Bunun da adı Rant kavgasıdır.

Bilindiği gibi Kemalist Devlet Anlayışında Ordu her zaman asıl yönetici kliktir. Dolayısıyla Devlet üstünde ki bu yerini, sivil kurumun denetimine koymamak için yahut sivil yönetimin denetimine girmemek için,  her tür çılgınlıklara yöneldiği belgelerle aşinadır. 

Yaşanan 85 Yıllık cumhuriyet tarihi zarfında  ortaya çıkan belgeler bizi, bugün de sürmekte olan  Türkiye ve Kürdistan sokaklarındaki son gösteriler hakkında derin derin düşünmeye zorluyor.

Darbenin iç ve dış koşulları olmadığından, ordu ve ordu denetimli İmralı kurmayların danışıklı olarak yükseltiği gerginlik tansiyonu, ordu’nun, kendi kırmızı çizgilerini hükümete kabul ettirmenin manevraları olarak görülmelidir. Nitekim bu gizli planın ipuclarını, geçenlerde Taraf Gazetesinin aktardığı;

 ’’Jandarma Genel Komutanlığı Korgeneral Mustafa Bıyık imzasıyla, 26 eylülde İçişleri Bakanlığı’na bir yazı gönderdi: Ulusal Program taslağına iç güvenlik hizmetlerinin sivil iradenin denetimine gireceğini yazmışsınız, basından öğrendik; size böyle bir şey önermemiştik. Gizli yazıda ulusal programların AB Katılım Ortaklığı belgelerindeki talepleri karşılamayı öngördüğü, bu yılki belgede iç güvenlikle ilgili talebin bulunmadığı belirtilip art niyet aranıyor:.. İç güvenlik hizmetinin yürütülmesi için 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Kanunu yeterlidir. Sivilleşmeye ilişkin ifadenin programdan çıkartılması uygun olacaktır’’ haberinde gördük.

Türkiye’de artık bu rahatlıkla söylene bilir, tarihin ve toplumun değişim ve ilerlemesi önünde engel olan Kemalist Devlet Yapısının değişimine dönük, ciddi bir şekilde yönelmeyen her kavga ve terör ortamı, ordu’nun, devlet üstündeki hiyerarşisini korumak için, ordu endeksli bir girişim olarak gündeme gelir.

Bu bağlamda Asıl Devlet yani ordu’nun sorunu, DTP veya PKK değildir. Çünkü; ordu, hem DTP’nin hem de PKK’nin, ordu’nun istediği çizgide tufan kopartığını iyi planlamışlardır.

Biz Kürtler artık şunu iyice idrak etmeliyiz. Başı tutulan musluktan halka yararlı bir su kaynağı akar mı? Akmaz. Aksaydı, Bağımsızlıktan, Federasyondan, Otonomiden hatta hatta muhtariyetin bile kabulenilmediği ilkelerden vazgeçildiği zaman akardı.

Başı tutulan musluktan temiz bir su aksaydı, binlerce insanımızın uğruna kendini feda ettiği, heder ettiği özgürlük aşkı için akardı.

Aksaydı daha yakın zamanda Türk Metrepol Kentlerinde hergün sokaklarda linç edilmek istenen insanlarımızın acıları, sefaletleri için akardı.

 Bu zincir halkalarını daha da uzatabiliriz, uzatmasına ama, yaşanan gerçeğin dilinden konuşupta bu kötü gidişata insanım diye karşı çıkacak insan nerede? İşte Kürd halkı bu acıyı yaşıyor.

Birde Ordu’nun diğer bir, hesabı -kimi namuslu Türk Aydının kaleminden aktarıldığı gibi- Türkiye ve Kürdistan’daki değişim sürecini engellemek olduğu kadar, Türk ve Kürd insanin evrensel hukuk ilkelerinde kabul görülen, Kürd Sorunun çözümünde, yüksek sağduyu göstermenin, mantiki anlaşma koşullarını ortadan kaldırmaya dönük olmasıdır.

Bugün gerek Türkiye cephesinde olsun gerek ise Kürd Halk Cephesinde olsun Kürd Sorunu ciddi bir şekilde tartışılıyor ortaya sunulan çözüm önerileri evrensel hukuk standartlarında olmasada, DTP ve PKK Kurmaylarınca ortaya sunulan çözüm önerilerinden çok daha ilerici nitelikler taşıyor.

Canlanan bu önemli sürecin, bu önemli dialoğun halklar arasında derinleşmemesi için, kirli savaş tırmandırılıyor.

 Bu kirli savaşı tırmandıran İmralı endeksli pravaksiyonlar, sonuçta, halkların olası olarak özgür iradesince ortaya çıkaracağı mantıki çözüm önersemelerine karşı bir koz olarak kullanılıcaktır. Bu visyonda Öcalan’a biçilen rol bu noktayla ilintilidir.

Ordu, kendi Kemalist kürt çözümüne Öcalan’ı hazırlamaktadır. Öcalan’ın çözüm önerilerinin Kemalist Ulusalcılar tarafından ilgi görülmesi ve yer yer kabul görülmesi boşuna değildir.

Yalçın Küçük’ün, Tuncay Özkan’ın, Doğu Perinçek’in söylemleri, Cevik Bir’lerin, Veli Küçük’lerin, Hasan Atila  Uğur’un Öcalan’la görüşmeleri, bu görüşmelerin Öcalan’da yarattığı hayranlıkları, duyduğu derin pişmanlığı unutmamak gerekir.

Onun için Ordu endeksli psikolojik merkezlerince tertiplenen olaylar, yönetimde asıl güç olma isteğini ”adil ve zorunlu” kılmanın manavraları olarak düşünülmelidir.

 

Bu kirli savaşa ”Kemalizme Sahip Çıkılıyor” yakıştırılması da yapılıyor. Aslında doğrudur. 85 Yıllık kanlı, kirli, katliamcı, entrikacı, evrensel değer yargılarından uzak, her kılığa yatkın ama özünde hep kişi ihtiraslarıyla kendine motif bulan faşizan devlet yanılgısının, kırmızı çizgilerine sahip çıkılmasıdır, olay.

 

Nasıl dün, Cumhuriyet’in kuruluşunda; Kürdistan, heder edilecek insan deposu olarak algılandıysa, bugün de yapılan odur.

Kemalist devletin restore edilmesinde Kürdistan insanına heder edilecek bir depo gözüyle bakılmaktatır.

 

Burada Bernard Rusell’in güzel bir belirlemesini analım; eğer olayların nedenlerini anlamakta daralıyorsanız, olaylara başka başka yörüngelerden bakmaya çalışın, O zaman, sorunun çözümüne yakın olan, doğrulara ulaşabilirsiniz.

Seçimlere daha altı ay var, söz konusu son sokak olayların, seçimlere bir yatırım olarak tezgahlanmış olunsaydı, daha farklı zaman dilimlerinde bu yapılabilinirdi.

 Baskılar konusunda çok duyarlı olduğunu söyleyenlerin, halkın her gün yaşadığı zulümlere rağmen kılını bile kıpırdatmayıp, hemen Ergenekon Davasının başlamasıyla duyarlılaşmaları bile anlamak isteyen için yeterlidir, yeterli olmasına ama gelde bunu anlamak istemeyenlere anlat.

Birde bütün bu oyunun Özgür Kürdistan’a dönük  planları var.

m.serif-sener 

m.serif-sener@hotmail.com

 

*”Türkiye Cumhurriyeti” CiNAYETLERiNiN GÖLGESiNDE, CiNNET GECiREN HASTALIKLI TOPLUM; TÜRKiYE MANZARASI.

                                                                    Haci SONGÜL

4 09 2008

     Bugün Türkiye sanal dünyasinin günlük haberlerinde ilk sirayi alan Sabanci Center Cinayetiydi, bu haberi izleyen herkesin, aklina bazi noktalar düsmüstür.
                *      *      *
      Kürt halki, Güney Kürdistan`da yönetim erkine talip olduklarinin hakli pratigini sergilediklerinde, Sömürgeci fasist T.C yetkilileri, Kürt halkini ve onun siyasal temsicilerini hep alayli bir lügatla, “…Bu asiret agalari mi devlet kuracak, Ne demek? Kürtler mi devlet kuracak” gibi asagilayici sözlerle Kürtleri rincide edip, zamaninda cok böbürlenmislerdi.
     Ne varki alay konusu bir sey varsa, o da hayatin sundugu realitedir. Türk rejim yöneticileri bu gercegi hep unutur gözüküyorlar.
     Sömürgeci fasist T.C yetkililerin övündükleri devlet gelenegi ve devlet anlayisi hem pratigiyle hem de bugün desifre oldugundan, cogulca kabul görülen Ergenekon olayiyla birlikte, nasil bir devlet yönettiklerini; devlet yönetim anlayisinin,Türk siyasetcisinin ve ordusunun beyninde ne oldugunu, gidikce daha net görmekteyiz.
     Alay etme sirasi simdi biz Kürtlerde. Biz, insanlik disi fantazilere dayanarak insanlari hor görüp, kücümsemiyoruz.
       Biz yasanan gerceklerden hareket ederek halklara “devlet” gibi gösterilen ama, modern anlamda bir devlet niteligini tasimayan T.C`yle ve onun politikasini icra eden, capulcu katliamci ordunun sözum ona siyaset ve devlet yöneticileriyle hakli olarak alay ediyoruz. Siz, cagin gereklerine uygun, toplumun kabul gördügü bir devlet yönetmiyorsunuz.
     Devlet diye övündügünüz yönetim, insani ve toplum deger yargilarina yabanci olan, zihinsel olarak saglikli olmayan, cikar egosu pesinde her tür kiliklara girebilen bir avuc cani bireylerin yönetim rejimidir. Türkiye manzarasinin sundugu realite budur.
     Ergenekon gölgesinde ortaya sacilan en siradan bir olaya bile baktigimizda (siradan diyorum, cünkü olaylar bilincli olarak toplum beyninde siradanlastiriliyor ve buda ayni cevrelerin bir faaliyeti olarak topluma empoze ediliyor), toplum icin bir devletin olmadigi, elit bir kesim militalist gücün olusturdugu sivil sebekelerle, keyfi ve rant yönetimi oldugunu, bugünlerde basina yansiyan, Sabanci Center Cinayetindeki delillerle daha rahat gözleye biliyoruz.
      
    Ne varki, Ergenekon olayiyla ilgili, disariya sizdirilan bilgiler topluma sunuldugunda, “devlet” psikolojik merkezinin denetiminden gecirilerek, toplumun manipule edilmesi saglanmaktadir. Bununla, “devlet” güveni tazelenerek, olaylar bir kac kisinin faaliyeti olarak gösterilmeye calisilsa bile Türkiye`nin icinde bulundugu manzara, bize mafiya ve eskiya rejimi disinda, baska hic bir gercegi sunmuyor. 
   Dolayisiyla bütün gercekler bize sunu gösteriyor, bugün “Türkiye” diye hitap edilen cografyadaki yönetim altinda bulunan herkes bir anlamda sans eseri yasiyor. Bu kadar kisisel ihtiraslarin yönetimde hakim oldugu, toplum tarafindan kabul görmeyen bir yönetim anlayisiyla, cehennem girdabina alinan insanlarin halen hayatta bulunmasi sans eseri degilde, nedir?
   Cünkü karsimizda “DEVLET” adi altinda porsuk gibi kokan rejimin cinayet ve korku faaliyetleri vardir.
   Bütün bu olaylar ve gelismeler “devlet” adi altinda Kemalist rejimin carpikligina isaret ediyor. Bu “devlet” anlayisinin, yasadigimiz cagin toplumsal ve üretim kosullari gercegine uymadigi kabul edilmelidir. Bu rejim, caga angeje olabilecek, devlet olma gerekliligi anlayisindan yoksundur. Bu sorun cözülmedikce Türkiye`nin -alisik olunan su popüler söylemiyle-, fay hattinda olmasini söylemek, cok iyimser bir degerlendirme olur, cünkü, gelinen tarih ve yasanan gelismeler bunlarin bir sonucu olarak gelinen nokta, Türkiye`yi, ya uygar medeni bir dünyayla bulusturacaktir ya da Saddam rejimi gibi, fay hattinin yaratacagi bosluga düsürecektir.
   Canli organizmalarda oldugu gibi devletlerinde ölümüne yol acan olaylarin sadece ic organizmanin gösterecegi hastaliklarla degil ayni zamanda degisen dis kosullarin etkisiyle de yok olunacagini kabul etmeliyiz, böylesi bir kabul, siyaset ve devlet anlayisinda iddia sahibi olanlara hic olmazsa bilimsel bir perspektif sunar ve böylece varolan sorunlara daha duyarli ve sagduyuyla yaklasilir.
   Sagduyular, herkesi degisime ve dönüsüme zorlamaktadir. Bu dünya astigimi astik, kestigimi kestik evvel Allah biz Türküz söylemine, artik yer vermiyor.  

 
 
 NOT: Sabanci Center Cinayetiyle ilgili video görüntülerini “Canli Söyleyisiler” penceresini tiklayarak ulasip, izleyebilirsiniz. 
 

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.