Bilim

 

DÜNYA`NIN YOK OLACAGI AN
300 milyon ışık yılı uzaklıktaki iki gezegen çarpıştı. Olayı, Dünya ile Venüs’ün çarpışmasına benzeten Amerikalı bilim adamları, “Belki de bu gezegenlerde hayat vardı ve birkaç dakika içinde herşey yok oldu” diyor.

ABD’nin UCLA ve Tennessee Üniversitesi ile California Teknoloji Enstitüsü uzmanları, dünyadan 300 milyon ışık yılı uzakta, Koç Takımyıldızı’nda bulunan BD +20 307 adlı ikili yıldızın yörüngesinde dönen yoğun bir toz bulutu keşfetti. Bilimsel literatür dergisi Astrophysical Journal’da yayınlanan makaleye göre, bu toz bulutu, iki gezegenin çarpışmasıyla oluştu.
Dünya’ya da olur mu?

Bilim adamı Benjamin Zuckerman, “Astronomlar daha önce böyle bir şey görmemişti. Felakete neden olan gezegen çarpışmalarının, bizimkine benzeyen gelişkin güneş sistemlerinde de yaşanabileceğini anladık” dedi. Şimdi bilim adamları “oturmuş” gezegen sistemlerinin çarpışmaya nasıl sürüklendiğini ve bir gün dünyanın da benzer bir sonla karşılaşma riskini araştırıyorlar.
Güneş sistemi dışında, güneşe benzeyen yıldız etrafında dönen bir gezegen bulundu.
Bilim adamları, güneşe çok benzeyen bir yıldızın etrafında döndüğü tahmin edilen, Güneş Sistemi dışındaki bir gezegenin görüntülerini çekti.

Toronto Üniversitesi bilim adamları, Jüpiter büyüklüğündeki gezegenin resimlerini Hawaii’deki Gemini North teleskobunu kullanarak çektiklerini bildirdi. Gezegenin ısısınınsa Jüpiter’den fazla olduğu açıklandı.

Gezegenle etrafında döndüğü yıldızın Dünya’dan 500 ışık yılı uzaktaki Samanyolu galaksisinde bulunduğu belirtildi. Gezegenin, yıldıza uzaklığınınsa Neptün’ün Güneş’e uzaklığından 11 kat, Dünya’nın Güneş’ten uzaklığından 330 kat büyük olduğu bildirildi. Bilim adamları, “yıldızın çok tipik, tıpkı Güneş gibi, ama Güneş’ten daha genç, bununla birlikte gezegenin sıra dışı” olduğunu belirtti.

Bilim adamları, Güneş Sistemi dışında daha önce bulunan gök cisimlerinin uzayda serbestçe dolaştıklarını, bir yıldızın etrafında dönmediklerini veya bir yıldızda tipik olarak görülen nükleer füzyonu başlatmak için gerekli kütleye ulaşamamış sönmüş bir yıldız etrafında döndüklerini hatırlattı.

Bunun yanı sıra gezegenin atmosferinde su ve karbonmonoksit olduğuna dair veriler bulunmakla birlikte, bu gezegenin Dünya dışı hayat için pek uygun bir aday olmadığı, çünkü hem çok fazla gaz yoğunluğuna sahip hem de çok genç olduğu belirtildi.

Yıldızın da tahminen 5 milyon yıl önce doğmuş yeni bir gök cismi olduğu belirtildi. Güneş ise 4,5 milyar yıl yaşında. Bilim adamları şimdi, gezegenin gerçekten göründüğü gibi yıldızın etrafında dönüp dönmediğini teyit etmeye çalışacaklarını, ancak bunun iki yıl alabileceğini bildirdi.

7.5 milyar yıl önce “ölen” yıldız kaydedildi
BD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) “Swift (Hızlı)” X ışını teleskopu, evrende 7.5 milyar yıl önce çökerek kara deliğe dönüşen yıdızın gamma patlamasını kaydetti.
Gökfizikçilere göre, dikkatli çıplak insan gözü de gece bu çok büyük gamma patlamasını 40 saniye boyunca görebiliyor. Saptama, 19 Mart’ta kayda geçti.
Son yıllardaki kurama göre evren, “büyük patlama”dan sonra 6 milyar yaşındayken Güneş’in 20-30 katı büyük kütleye sahip bu yıldız kendi içine çökerek “kara delik”e dönüşürken gamma ışını patlamasına neden oluyor. Atom bombasında da patlamada gamma ışını çıkıyor.
Çöken yıldızın ışığı “şimdi”, yani 7.5 milyar yıl sonra Dünya’ya erişmiş oluyor. Çünkü yıldız Dünya’dan 7.5 milyar ışıkyılı uzaklıkta. 1 ışıkyılı, saniyede 300 bin kilometre giden ışığın bir yılda aldığı yol olan 10 trilyon kilometreye karşılık geliyor.
Dünyanın gözü bu deneyde
Merkezi İsviçre’de bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) 36 ülke ve 2 binden fazla fizikçinin katılımıyla tarihin en büyük fizik deneyini 10 Eylül’de gerçekleştirmeye hazırlanıyor.
The CERN Control Centre, from where the LHC will be operated.Bilim dünyasının 10 yıldan fazla bir süredir hazırlandığı ve yarım milyar İsviçre Frangı’na mal olan deneyin temel amacı maddeyi oluşturan parçacıkları inceleyerek, evrenin işleyişi hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak.
Particles in the LHC. The yellow spot shows a bunch of a few particles arriving at point 3 of the LHC ring.
Deneyle “Evrenin sırrı ne?”, “Madde neden ve nasıl kütle kazandı?”, “Maddeyi oluşturan temel parçacıkları bir arada tutan kuvvet ne?”, “Evrenin yüzde doksanını oluşturan ‘karanlık madde’ bulmacasının ardında ne var?” gibi merak edilen soruların yanıtları aranacak.
the final section of the LHC.CERN’in yapacağı deneyle bilim dünyasının maddenin yapısını anlamak için asırlardır yürüttüğü büyük çalışma ‘parçacık fiziği’ boyutuna taşınacak.
Particle tracks seen in the LHCb vertex detector (VELO) and triggered by the experiment's calorimeter during synchronization tests last weekendEvrenin oluşumundaki sırları ortaya çıkarması hedeflenen büyük patlama deneyinde 10 Eylül’de önemli bir adım atılarak, ‘atomaltı parçacık çarpıştırma cihazı’ çalıştırılacak.
Deneyin daha sonraki aşamasında CERN laboratuvarında inşa edilen Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) isimli parçacık hızlandırıcısında, atom çekirdeğinde bulunan proton adlı parçacıklar çok yüksek enerjiyle çarpıştırılacak.
Şimdiye kadar inşa edilen en büyük ve en yüksek enerjili parçacık hızlandırıcı olan LHC’deki çarpışma sonucunda ortaya çıkacak parçacıkların evrenin işleyişindeki rolleri incelenecek.
LHC’de protonlar tünelin çevresine yerleştirilmiş yaklaşık 10 bin adet dev süper iletken mıknatıs tarafından yönlendirilecek.
Böylece zıt yönlerde dönen iki proton ışını üretilecek. Bilim dünyası çarpışmalar sonunda şimdiye kadar keşfedilmemiş yeni parçacıkların açığa çıkmasını bekliyor.
Deney, evreni her şeyiyle başlatan ‘büyük patlama’dan (Big Bang) sonra ortaya çıkan büyük enerji yoğunluğunu tekrar yaratarak parçacıkların tekrar ortaya çıkmasını sağlayacak.
Böylece fizik modellerinin temelini oluşturan ve maddeye kütle özelliğini veren ‘Higgs’ parçacığı da tekrar ortaya çıkarılıp gözlemlenebilecek.
İnsanlığın kaderini değiştireceği söylenen ve yerin 100 metre altında yapılacağı açıklanan deneyde dünyanın dört bir yanından bilim adamları, maddeyi oluşturan parçacıkları inceleyerek evrenin işleyişi hakkında detaylı bilgilere ulaşacak.
Bilinen Fizik kuramları geliştirilecek ya da baştan aşağı değişebilecek. Deney sırasında bütün parçaların senkronize şekilde çalışması gerekiyor. En ufak uyumsuzluk risk olarak kabul ediliyor.
10 Eylül’de yapılacak deneyle ilgili birtakım kuşkular da ortaya atılıyor. Hatta Dan Brown, ‘Melekler ve Şeytanlar’ kitabında büyük patlama olursa dünyayı içine çekecek büyük bir kara delik meydana geleceği iddiasında bulunuyor. Bilim insanları bu iddiaları ciddiye almadıklarını söylüyor: Açığa çıkacak olan enerji, büyük patlama anından sonra, kısa bir zaman dilimindeki enerji yoğunluğuna denk gelecek. Bu nedenle kıyamet söylentileri asılsız.
Fazla zeka sağlığa zararlı mı?
İnsanlar niçin bu kadar zeki?” sorusu bilimadamlarının en çok hoşuna giden sorudur. Fribourg Üniversitesi’nden evrimci biolog Tadeusz Kawecki bu soruyu başka türlü soruyor: “Eğer zeki olmak iyi bir şeyse, hayvanların çoğu niye aptal olarak kaldı?”
Dr. Kawecki ve aynı alanda çalışan bilimadamları, hayvanların ‘öğrenme’ sürecini incelerken bazı durumlarda ‘zeki olmanın’ hayvanların sağlığına zararlı olabileceğini ortaya çıkardılar.
Hayvanlar aleminde ‘öğrenmek’ aslında son derece yaygın bir özellik. Yaşamdan elde ettikleri deneyimleri daha sonra hatırlamak söz konusu olduğunda böceklerin ve kurtların bile başardığı işler var. Yani böcekler, pek çok kişinin sandığı gibi, her zaman içgüdüleriyle hareket eden robotlar değiller.
Biolog Dr.Dukas’ın hipotezine göre herhangi bir sinir sistemine sahip olan her hayvan –sınırlı kapasitede olsa da- öğrenme yeteneğine sahiptir. Tabii ki burada yabancı dil konuşmayı veya bir müzik aletini çalmayı öğrenecek kuşlardan veya balıklardan söz etmiyoruz. Hayvanların kendi deneyimlerinden ders çıkarmaları anlamında bir öğrenme eyleminden bahsediyoruz. Ama eğer hayvanlar ‘öğrenme’ yeteneğine sahipse, niçin binlerce yıl süren evrim sürecinde bu yeteneklerini geliştirmediler? Niçin ‘öğrenme’ yeteneği daha üstün olan hayvanlar kendi türdaşlarının yerlerini almadılar?Dr.Dukas bu soruyu şöyle yanıtlıyor: Çünkü ‘öğrenmek’ illa ki değişen çevreye adapte olma yeteneği anlamına gelmiyor. Tam tersine ‘öğrenme’ bazı tehlikeli yan etkileri beraberinde getirebiliyor.
Sinekler eğitilebilir mi?
Dr.Kawecki ve meslektaşlarının sinekler üzerinde yaptıkları deneylerde bazı sineklerin portakal reçeli ile ananas reçeli arasındaki farkı anlayabilmeleri sağlandı. Aradaki farkı algılama süreci 15 sinek nesli boyunca gelişti. Ancak iki reçel türü arasındaki farkı algılamayı ‘öğrenen’ sinek neslinin ortalama ömürleri aynı gen grubunu paylaştıkları ve öğrenme süreci yaşamamış sineklere kıyasla % 20 daha kısaldı. Yani ‘bilgili’ sineklerin ömrü kısalmaktaydı.
Sinir hücreleri arasında bağlantı oluşturmanın (ki öğrenme sürecinin beyin ve sinir sistemindeki karşılığı bu oluyor) metabolizmaya zararlı yan etkileri olduğu anlaşılıyor. Kullandığımız bilgisayarlarda bilgiyi tutmanın (data storage) maliyeti neredeyse sıfır. Ama bunu biolojik olarak yapmaya kalktığınızda bir tür maliyeti var.
Mesela kuşlar besin bulmak için yuvadan ayrıldıklarında yuvalarını tekrar bulacak kadar zekaya sahip olmaları onların yaşam sürelerini uzatan olumlu bir etki yaratabiliyor. Aynı şekilde ‘doğru çiçeklerin’ yerini hatırlayan arıların da besin üretim süreci daha verimli olabiliyor.
Ama öğrenme sürecinin ‘hayatı kolaylaştıran’ bir etki yaratabilmesi için canlı türünün ‘çevresini algılama’ konusunda belli bir düzeye ulaşması gerekiyor. Bunun aksi söz konusu olduğunda, yani içgüdülerin ‘çevreyi algılama’ yeteneğinden daha yararlı olduğu durumlarda (mesela sineklerde) öğrenme sürecinin sinir sisteminde yarattığı aşırı yüklenme hayvanın hayatını olumsuz yönde etkiliyor.
İnsan nesli ‘öğrenme’ konusunda en ileri gitmiş canlı türü. Ancak Dr.Kawecki’nin fikrine göre ‘bunun için ödediğimiz biyolojik bedellerin’ araştırılması gerek. “Bazı hastalıklar, zekanın yan etkisi sonucu oluşuyor olabilir” diyen Dr.Kawecki gene de ‘öğrenme’ yeteneğinin insan nesline getirdiği yararın biyolojik maliyetinden daha yüksek olduğunu belirtiyor.
Pek çok hayvan türü için ‘öğrenmek’ daha fazla yiyecek ve eş bulma imkanı anlamına geliyor. Ama gruptaki diğer üyelerden daha akılı olursanız bu sefer de bir silahlanma yarışı başlayacaktır.
Her durumda, kompleks bir toplumda yaşayan bireyler olarak ‘diğerlerinden’ daha zeki olmanız, hayatta kalma şansınızı artırır. Ama ömrünüzün daha uzun olacağının garantisi değil bu.
Kaynak Milliyet
Kuyruklu yıldızların kökenine açıklık getirebilecek bir gök taşı bulundu.
Kanada Ulusal Araştırma Konseyi, Kanadalı, Fransız ve Amerikalı astronomların, Güneş’in çevresinde ters yönde dönen ve 2008 KV42 adı verilen bir gök taşını bulduklarını duyurdu.
Konseyden yapılan açıklamada, “bu garip gök taşının”, Güneş’in etrafında dönen kuyruklu yıldızlar kümesi olan Oort bulutundan Güneş Sistemi’ne çekilmiş olabileceği belirtildi.
Açıklamada, kuyruklu yıldızların Oort bulutundan gelebildiği, sonuç olarak bu “keşfin” kuyruklu yıldızların nasıl bulutu geçip Halley kuyruklu yıldızına benzer hale gelebildiklerine açıklık getirebileceği kaydedildi.
Gök taşının, iç Oort bulutu ve Halley türü kuyruklu yıldızlar arasındaki muhtemel bir zincirin halkası olabileceğini vurgulayan bilim adamları, 2008 KV42′nin bulunmasının Güneş Sistemi’nin tarihi konusundaki bilgilerin yenilenmesini sağlayabileceğine dikkati çektiler.
2008 KV42 Havai’deki bir teleskop yardımıyla bulunduğu, Arizona ve Şili’deki gözlemlerle bu gök taşının doğrulandığı bildirildi.
İsveçli bilimadamları, erkeklerin hormonlarinda agresif davranislara yol acan geni bulduklarını açıkladı.
‘Allel 334′ adı verilen bu geni taşıyan erkekler, ikili ilişkilerinde ve özellikle evliliklerinde 2 kat daha problemli oluyor. Araştırmayı yürüten Stockholm Karolinska Enstitüsü Tıbbi Epidemiyoloji ve Bioistatistik Bölümü’nden Hasse Walum, “Tabii ki insanın ilişkilerinde sorunlar yaşamasında bir sürü faktörler vardır. Fakat bu özel gene sahip olan erkeklerin ikili ilişkilerinde daha problemli olduğunu gördük. Kadınlarda ise böyle bir farklılığa rastlamadık” dedi.
BEYiN SiSTEMiNE iLK KEZ LAZER TEKNOLOJiSiYLE YAPILAN OPERASYONLA TIP BiLiMiNDE ÖNEMLi BiR ADIM ATILDI.
İngiliz The Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, Fransız cerrahlar, lokal anestezinin ardından kafatasında 3 milimetrelik delik açarak, bu delikten fiber optik kablo geçirdi. Bu operasyonun ardından doktorlar, “manyetik rezonans görüntülüme” (MRI) yolu ile beyindeki tümörü görmesinin ardından kablolunun ucundaki lazeri aktif hale getirerek tümörü 2 dakika içinde yok etmeyi başardı.
Gazete, operasyon sürecinde hastanın bilincinin açık olduğunu belirtirken, ameliyatın ardından hastanın aynı gün evine döndüğünü yazdı. Fransız Le Monde gazetesine konuşan Başcerrah Alexandre Carpentier, “Kafatasının içinde ilk defa lazer teknolojisi kullanıldı.” diye konuştu.
İngiliz gazete, son 2 yıl içinde bu teknolojinin 15 hasta üzerinde denendiğini kaydetti. Gazete, operasyonlardan sadece 6’sında, beyindeki tümörün tamamen hedef alındığı ve 5′inde ameliyattan sonraki 9 aylık dönemde tümörün tekrar görülmediğini yazdı. Diğer operasyonlar daha büyük tümörler üzerinde yapıldı.
………………………………………………………
Bilim cevrelerin üstünde yogunlastigi karanlik maddenin sirrini cözme girisimleri yeni degil  son yillarda data tekniginin ilerlemesiyle bu yönlü arastirmalarda  önemli adimlarin atildigini bilmekteyiz. iste böylesi bir calismanin önemli haberini Zaman Gazetesininden aktariyoruz. Uzay teleskoplarıyla iki galaksinin devasa çapışmasının tespit edilmesi, bilim adamlarının gizemli karanlık maddeyi sıradan maddeden açıkça ayırdetmelerine olanak sağladı.
ABD’nin California Üniversitesi’nden astronomların uzay teleskopları Hubble ve Chandra ile yaptığı gözlemlere göre, bir renklendirme tekniği sayesinde elde edilen optik görüntüler, mavi renkli karanlık maddenin, hiç durmadan, pembe renkli, özellikle sıcak gazlardan oluşan sıradan madde kümelerinin içinden geçerken gösteriyor. Bu gözlemin önemli olduğunu belirten Amerikalı gökbilimciler, bulguların iki galaksi arasındaki dev çarpışmanın sonucu olan Bullet galaktik kümesinin 2006′da yapılan gözleminin sonuçlarını doğrular nitelikte olduğunu belirttiler. Astrofizikçi Marusa Bradac, kendileri için son gözlemin, karanlık maddenin gizemli özelliklerini anlamada anahtar niteliğindeki olduğunu belirterek, “Karanlık madde, evrende sıradan maddeden 5 kez daha fazla” dedi.
"Karanlık madde" ilk kez görüntülendiAstrofizikçiler, evrenin yüzde 72’sinin, yerçekimi gücüne karşın evrenin genişlemesini açıklayan boşluk enerjisi olduğunu düşünüyorlar. Barusa Bradac, “Bu araştırma, bildiğimizden çok farklı ve bizi oluşturan bir madde ile karşı karşıya olduğumuzu doğruluyor” dedi.
Astronomların 2006′da, Dünya’dan 5,7 milyar ışık yılı uzaktaki Bullet galaktik kümesinde (resmi adı MACSJ0025.4-1222) yaptıkları gözlem, karanlık madde ile sıradan madde arasındaki açı ayrılığı ortaya koyuyor.
Astrofizikçiler, Güneş’ten trilyonlarca büyük kütleye sahip iki galaksi kümesinin çarpışmasının saatte on milyonlarca km hızla meydana geldiğini belirtiyorlar.
Çalışmalarını Astrophysical Journal’da yayımlayan araştırmacılar, bu devasa çarpışmadan sonra her bir galaktik kümenin gazlarının hızının yavaşladığını, ancak karanlık maddenin hızının düşmediğinin altını çiziyorlar.
Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi Dergisinde cikan bir haberin, N-tv haber merkezince aktarildigi bilimsel arastirmaya göre
Biber “acı çekmemek için” acılaşıyor
Bazı biberlerdeki acı tadın nedeninin bitkinin tohumlarının
düşmanlara karşı” savunma mekanizması geliştirmesi olduğu ortaya çıktı.
ANKARA – Araştırmacılar, capsicum chacoense türü biberlerin, “düşmanlarının” sayısına göre kendini acılaştırdığını gördü. Biberlerin, saldıran böceklerin sayısı fazla olduğunda acılaştığını, mantarların sayısı arttığında daha da acı hale geldiğini söyleyen araştırmacılar, böcek ya da mantarın olmaması halindeyse biberlerin acılaşmadığını belirtti.
Böcek ve mantarların beraber saldırmasının biberler için ölümcül olabileceğini vurgulayan araştırmacılar, bazı böceklerin beslenmek için biberin üzerinde delikler açtığını, mantarlarınsa bu deliklerden içeri girerek tohumlara zarar verdiğine dikkati çekti.

Bilimadamları bu savunma mekanizmasını biberlerin en büyük düşmanı olan kuşların kırabildiğini de belirtti. Kuşların biberlerdeki acı tada tamamen duyarsız olduğu biliniyor.

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.